Cumartesi, Ağustos 08, 2009

NE VAR?



AŞK YOK!
O yok, bu yok, şu yok... Hep yokluklar içinde kaybolup gidiyorum..
Öyle "çok"muş ki "yok"lar, bende bir sayayım dedim hayatımda ne var ne yok...
Var'ları saymaya gerek yok...
Yok'ları var'lardan çıkarınca elimde kalıyor koskoca bir YOK!
Sabahın güne kavuşmasına ramak kala içimden bir ses: "Münir Nurettin dinle biraz sen bu sabah" dedi... Benim tek dinlediğim ses işte o ses aslında... İçimdeki ses... Beni benden daha iyi kim anlar?
Hayatımda çok özel bir yeri olan Kalamış semti ve onun adının verildiği muhteşem beste..
Yıl 1964. Bir konser kaydı. Tüm zarafetiyle Münir Nurettin Selçuk ve derinden bir yerlerden çıkıp gelen Yahya Kemal... Düşündüm de o yılı... Işık hızıyla bi nefes geriye gitmek gibi geldi.
Ben daha bebeklik çocukluk arası yıllarımdayım. Büyükbabam ve dedem daha terki dünya etmemişler. Benim için en güzel yıllar. Çok zenginim çok. Annemin babası dedemle Emirgan'ın tozunu atardık yaz demeden kış demeden. Piknik yapmanın en çılgıncasını dedem yaşattı bize. Ansızın kara verir ve hemen topralardı tüm aileyi. "Hadi kalkın gidiyoruz" dedi miydi artık hiç bir şey duramazdı önünde. Öyle ki yatmış uyumaya başlamışız. Sokaktan gece salepçi geçiyor.
"Saleppppppppp sıcakkkkk!
Aman tutmayın dedemi...
Hadi hadi gidiyoruz...
"Nereye gece gece Talat bey?"
"Hadi hanım hadi... Emirgân'a salep içmeye..."
Anneannemin Çerkez inadı kifayetsiz kalırdı sıcak yatağı soğuk Boğaz gecelerine değişmeye...
Bir biz yola çıkmazdık elbette. Gece gece Balat'ta ki büyük teyzeme varılır onlarda bize eklenirdi... Bir curcuna Emirgân yoluna düşülürdü ki deymeyin keyfime. Bayılırdım dedemin bu çılgınlığına. Anneannemin de inadını gizliden sürdürüp yüz asmasına hiç aldırış etmezdi:))
Eve dönüşte Rumeli usulü iri tulumba tatlısı da alınıp eve dönülür ve tatlıdan sonra su içilip afiyetle renkli rüyalarla dolu uykulara dalardım...
Babamın babası büyükbabamla Anadolu Hisarı'nın tadına vardım. Fırından çıkan taze ekmek kokusunu, çakalların ulumasını, cibinlikli yatakları (Göksu Deres'nin sinekleri yüzünden) Hisar'da öğrendim. Bir konağın bahçesinde yüksek duvarlar içinde büyük aşkım büyükbabam eğer yanımda değilse bana orasının anca zindan olacağını, o geldiğinde ise cennet bahçesine dönüşeceğini daha o zamanlar öğrendim. Birlikte olabilmek için benimle sık sık yanına alıp götürdü büyükbabam. Hisarı'da yaz gecelerinin insanını sarhoş eden koksunu, yıldızların altında çakal ulumalarının nasıl ürkütücü olduğunu ve bu ürkütücülüğün büyükbabamın varlığıyla nasıl büyük bir güven duygusu tadımına dönüştüğünü hep O'ndan öğrendim.
Çok zengindim çok...
Büyük radyolardan çıkan büyük sesler vardı bir de o zamanlar...
Hepsi aynı anda...
Böyle duygularla dinledim bu kaydı...
Son sözü yine kulaklarıma fısıldadı Yahya Kemal: "Baki kalan kubbede bir hoş sadâ imiş"

2 yorum:

owl dedi ki...

bizi biz yapan o manevi zenginliklerimiz ve genetik miraslarımız, ne güzel anlatmışsın...

şirin'den esintiler... dedi ki...

teşekkürler Owl:))