Salı, Ağustos 04, 2009

Bloglanma üstüne içsel düşünceler...


Bloglandığım günlerde böyle bir durum içinde kalacağım söylense güler geçerdim.
"Böyle bir durum"dan kastım blogda yaşam sürmek.
Sanki bir ev, güvenli noktam, hatta sığınağım bile diyebilirim.
Kıyısına köşesine bir şeyler koyarız bize ait olduğu belli olsun diye. Aynı plan evler gibi ama ayrı ayrı eşyalarla döşenmiş gibidir sahiplenilmiş her bir blog.
Bir zamanlar çay kahve ziyaretleri bile olmuştu şaka maka...
Büyük aşkla yazı yazmaya başlayıp içindeki cevheri keşfedenler ve ardından birden bitiş düdüğünü çalanlar.
İstikrarlı bir biçimde her gün her saat birşeyler yazıp çizip ortaya koyanlar...
Ben ikisinden de olamadım... Ne kaçıp gidebildim çabucak ne de sürekli, düzenli akışı olan bir blog yaratabildim.
Tıpkı ben gibi oldu blogum... Ne varmış, ne de yokmuş gibi.
Buradaki amacım ne edebiyat paralamak, ne büyük söylemlerle siyaset yapmaktı.
Gün geldi haddimi öyle aştım ki; şiir bile yazmaya yeltendim.
Duygularımı burda sakladım sandım paylaşırken... Hep saklı duygularla yazdım aslında. Günlük duygusundan uzak durmaya çalışarak yazdım böyle haller içine düşünce. Bir gerçek var ki burda yazacaklarım asla çekmecemde durabilecek olan bir günlüğe yazılanlar olamayacaktı. Ama blog bazen bir tuzak gibi içine çekiyor insanı. Sanki: "Kimse yok beni seni okuyan... Yaz hadi içinden geldiği gibi biz bizeyiz" der gibi. Saklımız gizlimiz kalmadı bu bloglar yüzünden.
Bir de eleştiriler aldık bolca. Kimisi yeren, yerden yere vuran, kimisi övgülerle dolu, kimisi vasati... O zamanlarda anladık yalnız olmadığımızı.
Neden yazdım durdum sanki durduk yerde böyle blogca bir şeyler bende bilmiyorum. Özlemişim blogumu galiba. Şöyle usulca açtım kapısını blogumun. Bahçesindeki susuz kalmış çiçekleri suladım ilk önce. Eşyaların üstüne örtüğüm beyaz örtüleri sıyırdım attım yerlere. Cam kenarındaki kadife koltuğuma oturdum. Tozlu pencereyi biraz araladım. Güneş giriyor olabildiğince artık yeniden...
Gitsem de dönüp geliyorum...
Ben bu blogumu galiba çok seviyorum...

4 yorum:

owl dedi ki...

ne güzel anlatmışsın, kendi hislerimi dinler gibi oldum yazını okurken, bende böyle hissediyorum..

şirin'den esintiler... dedi ki...

owl;
Bizi bizden daha iyi kim anlayabilir ki:))

Tijen dedi ki...

Bir nevi bağımlılık haline geliyor değil mi Şirin? Tabii işin bir de başka bir boyutu var, blogları sadece bize yorum bırakanlar okumuyor. Çoğu zaman gözden kaçan bir şey bu. İnternet dünyasında her tür sapık ruh var ne yazık ki, insan zaman zaman farkına varıyor bunun.

şirin'den esintiler... dedi ki...

Elbette yorum bırakandan çok okuyanın var. Bende bir çok blogu yakından izler dururum. Ama hiç yorum bırakmadığım ama sürekli izldeğim ne çok blog var. Aklıma düştüler birden :))Yani beğenmemezlik ya da olumsuz şeyler yazacağıma hiç yazmamak da değil benim tavrım. Bazen öyle sessiz bir okuyucu olarak gizli kalmak da hoşuma gidiyor demek :P Ve nedense benim gibi okuyucularımın çok olduğunu düşünür; ona göre yazarım.
Ha bu arada gerçekten sapkınlar ya da anlaşılamayan kişilerde var elbette. Olsunlar varsın. Onlarda çorbanın biberi tuzu:))