Pazar, Ağustos 23, 2020

İncir için ne demeli?

Her şeyden önce incir vardı belki de dünyada.. İlk meyveli ağaçtı belki de... Fazla kafa yormayayım da yıllar önce yapmış olduğum suluboya çalışmamı paylaşayım.Ha bu arada çok sevdiğim ve yaptığım incir reçeline bu yıl ulaşamadım pandemi yüzünden. Belki bu yüzden İstanbul incir dolu! Küçükken toplanmadığı için hepsi ağaçlarda büyümüş. Bir de çektiğim bu fotoğrafı paylaşmak istedim.

Cuma, Ağustos 14, 2020

Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler!

 Yok, yok! Ah, vah etmeyeceğim! Yaşam boyu hep biriktirmişim hepimiz gibi bir sürü ıvır zıvır! Uzun süredir üzerime çökmüş bezginlikten mi; koşturmaktan mı; koşturuduğum zamanın sonucu olarak durduğumdan mı nedir... Hep beklemeye almışım atacaklarımı... Gözden çıkmış, gönülden de çıkmış... Ama bir türlü de atılmamış... Öylece bekliyorlar bir köşede... Haa kitaplarımın bir bölümünün fotolarını yayınladım diye sakın ha onlar sanmayın! Atılacaklarım ve attıklarım fotolarını dahi çekmeye değmeyecek kadar değersiz benim için! Bir de kolilere, poşetlere atamadıklarım, lavaboya dökemediklerim var ki onlar daha da beter ve zor oldu benim için! Çünkü ortada yoklar! Neleri unutup diplere atmışım? Hiç hatırlamıyorum ama onları... Ama onlar yığın bir halde öylece duruyorlar bir köşede!  Unutulmuş çocukluk günleri, unutulmuş ilk gençlik aşkları... Bir safra çamuru gibi birikmiş birikmiş... Öyle ki artık gün geliyor ağrı yapıyor! Beden bu yükten kurtulmak istiyor!

 En sonunda kurtuldum mu ne😜🤪

 Galiba ya! Gerçekten! Nasıl yüküm hafifledi! Nasıl hafifim nasıl! 

Eğer siz de bir gün hafiflemek isterseniz benim gibi geç kalmayın! Deneyin, oluyor!




Salı, Ekim 02, 2018

Yine geldi!

Kaldığımız yerden devam! Hiç gitmeyecek gibi! Alan razı, satan razı! Her şey göstermelikmiş meğer! Ah bir de bu havalanmaları, dayılanmaları gerçek zanneden var ya! Her şey onların yüzünden zaten! Ah bir gözleri açılsa... Belki bir gün! Evet bir gün açılacak o gözler... Gerçekleri de benim gördüğümden de net görecekler! Ne var ki ben burda olmayacağım!

Pazar, Ağustos 12, 2018

İMDİİİİ!

Evet! Artık rahatız be! Artık ABD yok! Neydi o ezilmeler, bükülmeler! yok be ya!

Pazar, Haziran 11, 2017

Yaz, yaz, yaz!

Yaz gelince yazmak derdindeyim yine... Okumaktan, izlemekten yorgun omuzlarım yazarken belki iyileşir kendince diye yazmaya asılmak istedim birden bire... İstanbul'un hâlâ süren bahar havaları ruhumun en iyi ilacı... Bu yüzden seviyorum şehrimi hep bu yüzden... Gülüyoruz beraberce yedi tepesiyle birlikte ansızın ıslanan acemi insanlarına İstanbulum 😂 "Böyle de hava mı olur" diye söylendikçe bu İstanbul'la hâlâ tanışamış insanlara kahkahalar koy veriyoruz birlikte! Yedi tepe esiyor bir anda püfür püfür...Alıyor bulutları kuzey girişinden bir taşıyışı var ki güneye doğru... Koyu gri bulutlar yer yer yarılıyor aradan ışıklarla... Yıldırımlar, şimşekler, derelere dönmüş sokaklar, caddeler... Ardından ıslağını daha yeni farkeden genç yapraklar damlaları üstlerinde tutamadan güneşe teslim olurlar... Sıcak basar bir anda İstanbul'u bulutun nemi güneşin buharlaştırdığı neme karışır.. Bu yüzden sulugözdür benim şehrim, bu yüzden hep ağlak...
Yazmaya başlamak aylardan sonra yine havalarla ilgili oldu her nedense... Kaçış noktamız havalar... Sıkıldıkça hep aynı değil mi teranemiz! Ay havalarda bu sene hep yağmurlu... ay yaz gelmedi bir türlü... geldi şekerim geldi... sen kendine gelmedin bir türlü... bak yaz gelip geçiyor... farkında mısın?

Çarşamba, Eylül 30, 2015

Gecenin dibi

Fırtına vurdu camlara duvarlara artık... Aylarca güneşin kavurduğu duvarları hızla soğutmada... Daha bir gün önce terden sırılsıklam olan ben bu gecenin ayazında battaniyeme sarıldım. Uykusuz gecelerin en kötü yanı başladı. Balkona çıkmak, ağaçların arasından yıldızlarla hasbihâl etmek... Ve " nerdesin, napıyorsun" diye sormak gidene... Olmadı kısmet bu gece... Soğuk karanlıktan ürkütüyor insanı... Hele bir de fırtına varsa... Yalnızca bir kucak dolusu kasvetle yalnızlığım başbaşayız...
Bir uçak, iki uçak derken yalnızca uçak mı geçer üstümüzden gürültüyle gecenin dibinde... Bir uçak... Bir uçak dolusu yolcu... İnsan... Bulutların üstünden havalimanına iniş gecenin dibinde...  Kimler gelmiş kimler... Kim bilir kimler? 

Pazartesi, Eylül 14, 2015

Hazan senfonisi 1

Kısacık ömür dediğin...
Bir bahçe isterdim yüreğimin aldığı kadar dost dolu...
Kimi karabiber kadar acı versin ama onsuz olmasın...
Kimi kilo kilo şekerle, pekmezle kaynamış Şerbet gibi tatlı olsun...
Çocukları, bebekleri çok çok olsun ki gelecek çiçeklerin tohumları onlar olsun...
Kubbem gök, sedirim toprak olsun!