Çarşamba, Eylül 30, 2015

Gecenin dibi

Fırtına vurdu camlara duvarlara artık... Aylarca güneşin kavurduğu duvarları hızla soğutmada... Daha bir gün önce terden sırılsıklam olan ben bu gecenin ayazında battaniyeme sarıldım. Uykusuz gecelerin en kötü yanı başladı. Balkona çıkmak, ağaçların arasından yıldızlarla hasbihâl etmek... Ve " nerdesin, napıyorsun" diye sormak gidene... Olmadı kısmet bu gece... Soğuk karanlıktan ürkütüyor insanı... Hele bir de fırtına varsa... Yalnızca bir kucak dolusu kasvetle yalnızlığım başbaşayız...
Bir uçak, iki uçak derken yalnızca uçak mı geçer üstümüzden gürültüyle gecenin dibinde... Bir uçak... Bir uçak dolusu yolcu... İnsan... Bulutların üstünden havalimanına iniş gecenin dibinde...  Kimler gelmiş kimler... Kim bilir kimler? 

Perşembe, Eylül 24, 2015

Kurbanın Bayram'ı olmaz!

Biz kan bilmezdik bilmezdik bayramlarda. Hayvan boğazlandığını göstermezlerdi çocuklara. 
Bayram demek güzel ve yepyeni giysiler demekti.
Bayram demek, mendiller içinde bayram harçlıkları idi.
Bayram demek, dipsiz bir kuyu gibi şeker ve tatlı tüketmekti.
Bayram demek, anneannemin yemekleriyle donatılan büyük, geniş aslan bacaklı ceviz masada dedemin ailenin lideri konumunda oturduğu bayram sofrası idi.
Bayram demek, tepebaşındaki bayram yerinde kayık salıncağa binmek, renkli macun ve horoz şekeri yemekti. 
Bayram demek Bayram boyunca hollywood yıldızları kadar şık yakışıklı bir baba ve şarışın bomba bir anne ile şıktır lıkır gezmek demekti.

Hiç ağlanmaz, hiç küsülmez, hiç kavga edilmezdi... Küskünler barışır, uzaklar yakınlaşır, herkes birbiriyle kaynaşırdı. Tüm kaygılar, üzüntüler bayramda Pandora'nın kutlusuna yeniden hapsolurdu.

Heyhat gel gör ki insan için çok kısa Zaman süresinde neler neler oluyor da şunun şurasında onca yıl önce yaşadığın bayram sevincini bir daha yaşayamıyorsun ve yaşatamıyorsun. Kötülerin dünyasında Bayram kavramı çok değişik. Ben yaşayamasam da hiç olmazsa kimsenin bayram sevincini engellemeyeyim diyorum. Ama ben artık bayram nedir diye sorguladıkça böylesi günlerin benim bayramım olmadığını anlıyorum. İçinde yaşadığım topluma uzaydan inmiş gibiyim. Ben büyüdüm ve artık kanmıyorum bugünlerin Bayram olduğuna... Can katledilirken kutlanan ve kutsanan günler neden benim bayramım olsun! Bayram sevinç, neşe demek benim için... Kan ve gözyaşı nasıl oluyor da bayramla birlikte bir bütün olabiliyor... Giden hayvan Can'larına saygı yok madem, ya giden insan Can'larının da bir değeri yok mu? Mezarları başında oğullarının acısına toprak tırmalayarak katlanmaya çalışan onlarca anaya da bir empati yapıp da "bu Bayram kutlanmayacak" diyebiliyor musunuz? 
Diyorsanız siz insansınız. 
Ama bu cümleyi anlamaktan yoksunsanız size diyecek sözüm yok! Daha siz evrilmemişsiniz!

Pazartesi, Eylül 14, 2015

Hazan senfonisi 1

Kısacık ömür dediğin...
Bir bahçe isterdim yüreğimin aldığı kadar dost dolu...
Kimi karabiber kadar acı versin ama onsuz olmasın...
Kimi kilo kilo şekerle, pekmezle kaynamış Şerbet gibi tatlı olsun...
Çocukları, bebekleri çok çok olsun ki gelecek çiçeklerin tohumları onlar olsun...
Kubbem gök, sedirim toprak olsun!

Pazartesi, Ağustos 17, 2015

Od!

Hangi anne mutlu şimdi bu ülkede?
Tatillerde, gezmelerde, çarşılarda, pazarlarda...
Hangi anne çay demleyip, kahvaltıyı hazırlamaktaysa şimdi çocuklarına...
Ve hatta Öğlen de ne yerler acaba diye düşünürse...
Vay vay vay ki vay!
Bu ülkede ana olmak zordur ve hatta nerdeyse suçtur!
Adı Anadolu bu toprakların... Hep ana üstüne kurulmuş düzen...
Geniş kalçalı, iri memeli ana tanrıçaları var bu ülkenin topraklarının...
Topraktan Tanrıça heykelleri...
Taptıkça Anadolu'ya Ana kurban ister belli...
Salakça, aptalca, kancıkça kandırır insanları...
Anadolu şimdi Tayyip otursun diye mi koltuğunda alır kurbanları...
Kuzular kurban edilmez oysa...
Kuzular kurban!
Anaları hepten kurban...
Kurbanlık misali dizilmiştir sıraya...
Bugün hangi kuzu?
Hangi kuzu hangi Ana'nın yüreğine od düşürecek?
Yalnızca oturup seyretmenin adiliğinde gebereceğiz hep birlikte en sonunda oysa...
O kuzu kurban giderken, o ana ateş içinde cayır cayır yanarken...
Bir çocuk, bir bebek daha babasız...
Genç kadınlar karnında bebeleri sonsuz babasız...
Illa sizin evinize mi düşmeli od?
Ya da hiç uğramadı mı kıvılcımı Yüreği yanan ananın?
Biz bu kadar mıyız?
Siz bu kadar mısınız?
Hiç mi acımaz bu canımız?
Yalnızca "haberlerde kaç asker ölmüş bugün?" mü derdiniz?
Daralmayalım canım di mi?
Ölen ölmüş, olan olmuş!
Biz ne anlarız siyasetten ki canım!
O ana da bilmez zaten siyaseti, çirkefik..
Yalnızca askere gitti oğul.. Yalnızca aylar vardır yüreklere ağır hasret yükleyen...
Oysa artık yürekler hiç boşalmayacak kadar sonsuz ağırlıkta acıyla çökertir tüm ruhunu o Ana'nın...
Bu kadar mı ucuzdur bir ölüm...
Gencecik bedenlerin toprak OLMASINA şehit diyene ve bunu sanki övgü gibi sunana tez zamanda Çocuklarının değil kendisinin "şehit " olarak bu dünyayı terk etmesini diliyorum. Böyle salak insanların çocuklarına Yakınlarına dahi kıyamıyorum.
Yazıklar olsun kan üstünden kendini yüceltene!
Yazıklar olsun Yüreği cayır cayır yanan anaları boş verip asker ölümlerini siyasî malzeme yapanlara!!!!

#ateş

Çarşamba, Temmuz 29, 2015

Her şeye rağmen...

Nietzsche'nin sözünü yıllardır yaşamıma bir fener yaptım: " öldürmeyen acı, güçlendirir.".
Ve daha ne yaşar insan? Bilen var mı acaba içimizde? Ne kadar süre daha garanti ömür verilmiş. Ben bilenini hiç duymadım. Bu da benim cehaletim olsun.
Ne yapmalı o zaman?
Oturup da sızlanmauın geçmişe...
Ancak geçmişinizi kirleten ve heba edenlere de elbette bir küfür savurun!
Ve hatta ... Affetmeyin!
Küfür ile beraber sonsuz boşluğa fırlatın gitsin!
Gitsin ki bir gün ola ki aklınıza gelir de affetmeye kalkarsınız; bulamayın o çetrefilli hapsedilmiş suçluyu...
Suç varsa cezası da olmalı çünkü...
Hayat affetmelerle geçmeyecek kadar kısa...
Sivri sineğin bile bir bahanesi vardır kanınızı emmek içim... Yaradılışı öyle. Aç bir aslanla karşılaşırsanız etinizin kokusu onu iştahlandırmışşsa elbette afiyetle yiyecektir. Ancak hiç bir insanın başka bir insana ettiğini kabullenmek hele hele affetmek benim kitabımda yok!
Evettt!
Napıyorum!
Küfürü basıp bi güzel, küfürle streçleyip sarıp sarmalayıp atıyorum sonsuz boşluğa...
Benim yitirdiğim zamanlara değil, daha henüz yaşamadığım zamanlara da değil, bugüne, ân'a tutunarak yaşamayı seçtim. Ne geçmiş, ne gelecek...

Cumartesi, Temmuz 25, 2015

Sıcak yaz! Sen Şirin yine yaz!

Yazmaya yazmaya blogumdan uzak kaldım. Çoğu kişi için anlamsız bir özlem olarak görünse de benimle birlikte blog yazmaya başlayan arkadaşlarım beni daha çok anlayacaklardır. On yıl olmuş neredeyse bu blogumu açmalı. Önceleri gözümü açar açmaz bloguma bakardım. Sanki blogum ben başında durmazsam kaçacak 😄 Oysa herşey yerli yerinde duruyor. Yalnızca yok olanlar insanlar. Bir çok arkadaşımı artık göremez oldum. Sürekli izlediğim ne çok kişi varmış. Gün geldi, (kendi blogumu çoktan boşvermişim zaten) arkadaşlarımı aradım durdum. Gidenler gelmedi... Ben de böyle böyle soğudum herhalde biraz da böyle bloglar aleminden. Oysa söyleyeceklerim, yazacaklarım, paylaşacaklarımız gün geçtikçe azalacağına arttı...
Ha ne gibi yararı oldu derseniz bana bu boşlukların... Kendimi daha fazla tanımaya başladım. Nedenlerim, sonuçlarım daha belirgin hale geldi. Büyüdüm de eh biraz... Büyüdüm dediysem elbette yaşça büyüdüm... Boy aynı yerde sayıyor 😜
Dünya'ya daha az kızar oldum! Savaşları ben durduramayacağım asla! Bunu da öğrendim ne yazık😔
Ama dünya dediğin üç gün ise üç günü de ağlayarak geçirme be ! Bunu öğrendim...
Herkes ne çok biliyor , ben ne kadar az. Bunu da iyice belledim...
Hem öğrenmeye, hem öğretmeye yeniden geldim...
Dünya üç gün! Ağlasan da üç gün yaşayacaksın, gülsen de!
Hangisi işinize gelirse oradan tutun hayatın ipini de kaçmasın!

#yaz  #summer #sirin #şirin 

Cumartesi, Kasım 01, 2014

Nerdeysen?

Ellerim mezar çamuru... Tırnaklarımın arasına kadar girmiş eşelerken toprağı... diyorum elimde olmadan sana... Yağmur da yağdı üstüne... Çoktan ıslanmıştır bedenin topraktan süzüle süzele gelen yağmur sularıyla... Üşürsün sen üşürsün... Ağustos'ta bile üşürdün de hep cam açık kapalı kavgası yapardık... Sen gideli beri yatak odasının camını sadece kısa süreli haalandırmak için açıp kapattım hemen... Sanki sen üşürsün diye... Hiçbir şeyin telafisi yok artık. Sözün bittiği yerdeyim artık... Ne sen varsın biliyorum ne de senle yaşayacağım biraz daha ömür... Madem hayat bir tiyatro... Ben de son perdede oynayayım artık biraz dedim sen gittiğinden beri... Yaşamaya deam ederken çok da değer ermiyorum artık aslında şu yaşam, hayat, ömür denen yalancı zamanlara... Ne kadar güzel yaşasan da ne kadar acı yaşasan da bitecek eninde sonunda ya... Eh öyle yaşıyorum biraz... Uyurken mi gelir ölüm ya da yolda yürürken mi acaba? Hiç derdim değil. Zaten biliyorsun ölümden korkmam ben... Beni ölüm değil insanlar korkutuyor sen gideli... Tüm şımarıklığımı sana yapmışım meğerse hayatım boyunca... Sen nerdeysen nerdesin ama bilirdim ki beni düşünürsün... Koskoca bir dağımdın sen benim koskoca bir dağ!