Salı, Şubat 24, 2009

Salaklığımız üstümüzde! Aman ha!


Sabah sabah mutfakta kendimle didişmeye başladım bugün. Öğlene kadar işlerimi halletip dışarı çıkmam gerekiyor. Zamana karşı yarışı nedense hiç sevmem... Zamanın içinde tembelce akıp gitmeliyim bir yere yetişme kaygım olmadan...
24 saat açık bankalar hayal ediyorum... Borç takip masaları... Beni kraliçeler gibi karşılasınlar... Aperatif bişiler... Numara derdim olmamalı... 1 numara hep bende:)) Ortamda hafif bir melodi yayılmalı ki ödemelerimi huzur ve huşû içinde eda edeyim di mi...Böyle dalmışım hayallere.. Taşırmışım browninin çikolalatalı sosunu... Bu arada hayallerimden zıplayıp Habertürk'de gündeme göz atmak gaflettinde de bulundum. Sonuç hazin oldu. Ocağın üstü çikolata sos... Kaplanmış resmen sosla.. Ne zaman, nasıl oldu bu kadar ? Hemen kolları sıvadım... Önce elime eldivenlerimi geçirdim. Eldiven derken bulaşık eldivenlerimi kasttetim. Eldivenlerle ocak gözünün içini temizlemeye koyuldum. Sos oralara kadar nasıl ulaşmış? Tüm fizik deneylerimi gözden geçiriyorum. Maddenin sıvı halinde taşması sonucu tüm engelleri aşıp ocağın gaz çıkan memesine kadar ulaşması nasıl bir fizik kuralına dayanır. Derken kağıt havluyla ve ancak bir çatal yardımıyla ulaşabildiğim ocağın gaz çıkışını temizlerken çatalı "hart" diye eldivene batırdım... Ardından duvarları yankılayan koskoca bir "salak!" nidasıyla kendime geldim... (Çocukluğumdan kalma bir travma herhalde.. Annemin baby lastik eldivenlerini kimbilir kaç kere nasıl halletip üstüne de afiyetle terlik yemişsem...)
Dönüyorum "salak" sesine..
Nasıl bir sesti ya rabbim :)) Kim bana seslendi adlı adınca derken baktım ortalıkta benden gayri kimsecikler yok... Kim olabilir bu bana salak diye seslenen diye düşünürken elimdeki çatallanmış mevta eldiveni çöpe attım.. Yok yok sakın "onu saklada Derya Baykal yarın öbür gün bişiler yaptırır" falan demeyin. Derya Baykal'a bakarsak ev çöp ev olacak... Ben çöpe atayım da ordan geri dönüşüme ulaşsın zavallı eldiven...Şimdi "alt tarafı bir eldiven gitti; amma dert ettin" der gibisiniz. İnanın eldiven değil derdim. Benim derdim salaklığım. Ve salaklığımı yüksek sesle farkına varmadan kendime söylemem.. Birden sanki ne kadar salak olduğumu öğrendim. Hani başkaları dese koymaz da insan kendisine böyle zaman zaman itiraflarda bulunması gerçekten katlanılır durum değil.
"Salak" sözü bana çok da ağır gelmedi aslında. Çok ağır bir küfür değildir. Hatta saptama! Çok çok Aziz Nesin tüm yurdum insanını bırakıp benim peşime düşüp benim salaklığımı görmüştür herhalde dedim. Belki de o ses Aziz Nesin'den gelmiştir:)
Derken gönlümün penceresinden içeri gülümser yüzüyle Hoca Nasrettin baktı... Hemen vardım yanına.. Büyüğümdür. Elbette elpençe divân durdum. Varıp bir elini öpeyim alnıma koyayım dedim... Başımı okşadı, öptürmedi elini... Önce bir tut attı odanın içinde sonra bir köşeye çöküp bağdaş kurup oturdu...
"Neden bu kadar salaklığına takıldın kaldın be kızım. Memlekette senin salaklığından daha büyük dertler var" dedi...
"Salaklığına" dedi:))
Demek benim bana ait bir salaklığım var ki o da görüyor...
Aklımı da okuyor ya hazret!
"Bu senin salaklığın elbette" dedi..
"Görünüyor mu dışardan bakınca hocam? Eğer öyleyse durum vahim yani!" diye devam ettim...
"Yok be kızım. Bizim alemden başkası zor görür bu tür salaklıkları... Yalnız bazı salaklıklar var ki onlar her alemde çıplak gözle görünüyor... Seçim sonuçlarına bakınca anlıyorsun ne kadar salak var!"
Hİİİ! Eyvah eyvah... Şimdi Aziz Nesin gelecek! Kesin "benim saptatığım oran amma da artmış" diye perperişan olacak adamcağız...
Neyse biz Hocam Nasrettin'e dönelim...
"Salaklık her kulun yaratılışında vardır. Kul arada bir salak olacak ki hata yapsın... Hata yapsın ki; ders çıkarsın!"
"Ah ne doğru söyledin ben Hocam!"
"Ben senin salaklığından değil de aslında çoğunluğun salaklığından büyük endişeler duyuyorum. Hani geçen yazında bindiği dalı kesmek dedin ya; kulaklarımı çınlattın. İnan bak bir kısım çoğunluk, bir kısım medyanın da marifetiyle büyük bir salaklığın içinde. Asıl endişem budur benim. Salaklık ders almak için bir yoldur dedim ya demin. Ya ders alamıyorsa salaklar? Sürekli hata üstüne hata... Bak benim maya çaldığım göl bile kurumak üzereymiş... Tuz Gölü'nün de artık tuzu kuru değil. O da artık kurumuş... Bunlar neden oluyor? İşte hep bu salaklığın zincir gibi uzamasından... Benim eşeğim bile bu kadar zincir salaklıklar yapmadı... Bir seçim oldu anladık! İkinci seçim... Üçüncü seçim...
Eşeğim bu salaklardan daha akıllıydı inan. Neden eşeğe ters ? Çünkü eşeğim doğru giderdi... Güvenirdim ona... Ama inan sizin yeni icat hızlı şeylerinize ne ters binerim ne düz! Baksana hergün onlarca insan yollarda ölüp gidiyor. Demek ortada bir salaklık var! Ben çok durdum kızım. Gideyim... Senin salaklığın ne ki. Senden beterler var. Onları biraz uyandurayım diyorum ama maalesef onlar da kömür, buzdolabı, yardım mardım kandırmacalarına düşmüşler... Ah onlarla bi konuşabilsem... Bi konuşabilsem!"
Peki Hocam! Uğurlar ola... Ama ne olur yine gelin bana... Sohbettinizde
n, aydınlığınzdan bizleri mahrum etmeyin. Bekleyeceğim hep sizi gözlerim yollarda... Ama söz veriyorum salaklıklarımdan ders alarak!

Bu arada bir açıklama:
Hoca aslında eşeğine neden ters binmiş?
Bir gün Hoca, eşeğine binerek , arkasına takılan bir kısım insanlarla birlikte, camiden eve dönerken birdenbire durur, hayvandan iner ve yüzü insanlara dönük olarak eşeğe ters biner, yani semere ters oturur. Bunu görenler yaptığı hareketin nedenini sorarlar.
Hoca şöyle der:
— Düşündüm taşındım, eşeğime böyle binmeye karar verdim çünkü saygısızlığı hiç sevmem. Siz önüme düşseniz, arkanızı bana dönmüş olacaksınız; usulsüzlük saygısızlık olur. Ben önde gitsem, size arkamı çevirmiş olacağım ki bu da doğru değildir. Böyle ters bindiğim zaman ise hem ben önünüzden giderim, siz de ardımdan gelmiş olursunuz; hem de karşı karşıya bulunuruz!

2 yorum:

NAZLICA dedi ki...

Şirinciğim hocayla muhabbetini çok sevdim.Yazının tümünde Tariz ( DOKUNDURMA / SİTEM / İĞNELEME ):Sözcük anlamıyla dokundurma","taşlama","taş atma" demektir.Terim olarak; bir sözün görünürdeki anlamının tam tersi amaçlanarak kullanılmasıyla gerçekleştirilen mecazlı anlatımdır. Kinayedekinden daha keskin alay ve eleştiri içerir) var.Bunu da sen çok iyi yapıyorsun. Öptüm seni yine çok güzel yazmışsın. Sevgiler

esintiler... dedi ki...

Böyle güzel, anlamlı ve beni gerçekten aydınlatan bir yorum yazdığın için çok ama çok teşekkür ederim Nazlıcığım. Ben yazınca değil aslında sen anlamını çözünce yazım anlam buldu... Ne mutlu ki bana yazdığımı anlatabildiğim arkadaşlarım var...