Perşembe, Şubat 19, 2009

Gazanfer Özcan'ın ardından...


Sevmiyorum böyle acı yazılar yazmak ama; gün geliyor zorunlu oluyorum yazmaya...

Gazanfer Özcan için de yazmak zorunlu benim için.

Türk Tiyatrosu için büyük kayıp elbette... Çünkü böylesi ustaların öğretecekleri bitmez yeni kuşaklara... Usta eğer öğreticiyse usta olur. Herkesin öyle uzun yıllar bir meslekte, sanatta kalması ile bağlantılı değildir ustalık seviyesine ulaşabilmesi. Eğer deneyimlerini yeni kuşaklara kendinden de bir şeyler katarak verebiliyorsa ustadır! Gazanfer Özcan da böyle bir ustaydı işte tiyatro için."Her ölüm erken ölümdür" derler ya. Öyledir... Ancak Gazanfer Özcan için bu ölüm gerçekten erkendir. Devletin her kademesini seçimlerle iş bilmezlere göz göre veren bu halk, bence bu ölüm karşısında biraz olsun suçlamalıdır kendisini. Suçlamalıdır; çünkü halk aslında bindiği dalı kesmektedir. İktidar başına gelenlerin el kadar veletlerinin tutuğu altın oluyorken; 80 yıla dayanan bir ömrün son günlerinde hâlâ devlete yüksek vergi ödemek uğruna sağlığını zorlayarak çalışıyorsa Gazanfer Özcan? Sorarım ben bu halka!

Şimdi sakın ağlama ardından gidenin... Sen oy verdiğin, pırlantacı, gemici, yumurtacı, unaktıncı ettiklerinin peşinden git! Fakirin eline daha geçmeden üç kuruş ondan nasıl daha fazla vergi alrım diyen kafaya hâlâ destek veriyorsan, rüşvet kömüre, beyaz eşyaya hâlâ "ne var bunda ya" diyorsan ağlama sanatçının ardından...

Gazanfer Özcan şimdi yaşardı eğer devlet gerçekten sosyal devlet olsaydı. Sanata, sanatçıya yüklenen değil destek olan bir devlet aydınlık bir devlettir! Oysa baştaki zihniyet hızla ümmetçilik doğrultusunda bir devlet yönetimine doğru at koşturduğundan sanata ve sanatçıya destek vermesini beklemek abesle iştigâl oluyor.

Gazanfer Özcan gitti.... Yeri dolmayacak... Kalan sağlar ne alemde? Türk tiyatrosunun daha nice duayeni ne durumda sanıyorsunuz? Bir ömür vermişler bu ülke insanları için... Ve şimdi hangi koşullarda yaşıyorlar?

Örnek mi istersiniz? Yıldız Kenter! Böylesi bir sanatçımız var bizim.. O bir usta... Hatta ve hatta ustaların ustası... Ama o da ilerlemiş yaşına rağmen onurundan asla taviz vermeden tüm gücüyle çalışıyor. Sanatçı için emeklilik yaşı yok elbette. “Çalışmak”tan kastım burada; yaşamlarını sürdürebilmek için çalışıyorlar. Oysa onlar artık bugünlerini yarınlarını endişe içinde yaşamamalılar. Tüm ustalıklarını zevk içinde yeni kuşaklara aktarmayla geçirmeliler.

Atatürk'ün sanata ve sanatçıya bakışına bir küçük anıyla değinmek istiyorum:

Muhsin Ertuğrul, bugünkü adıyla İstanbul Şehir Tiyatroları’nın Genel sanat yönetmenidir.
Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk de Dolmabahçe’de kalmaktadır o günlerde…
Bir gece Atatürk’ün oyun izlemeye geleceği duyurulur Muhsin Ertuğrul’a…
Herkes telaş içindedir… Çünkü oyunun başlama saati gelmiştir ancak Mustafa Kemal Atatürk gecikmiştir…
Ne olacaktır şimdi?
Muhsin Ertuğrul tam saatinde başlatır oyunu …
Bir süre sonra Atatürk gelir…
Yanındakiler korkarak oyunun başlatıldığını haber verirler Atatürk’e…
“Ya, öyle mi? Bitimde görüşürüz Muhsin Ertuğrul’la..”
der ve locaya girip oyunu izler…
Oyunun bitiminde beğeniyle alkışlamaktadır aktörleri…
Muhsin Ertuğrul girer Atatürk’ün yanına.
Atatürk ayağa kalkar:
“Sizi kutlarım..” der. “İşinizle ilgili ciddiyetiniz, ülkenin gelişimini ciddiye aldığınızı da gösterir. Biz geç geldik… Oysa böyle bir kurum perdesini zamanında açmak zorundadır. Görevinizi yaptığınız için özellikle kutlarım sizi..”

Ve bugün gerçekten adrese teslim bir sözü Ata'mın!

"Efendiler! Bakan, Başbakan hatta Cumhurbaşkanı olabilirsiniz… Ancak sanatçı olamazsınız!”

Ve yine Gazanfer Özcan'a dönmek istiyorum. O benim için bir başka anlamda taşıyordu. Bizler eski İstanbullular kendi dilimizi konuşabilen insanların sayısının azaldığını görünce biraz daha fazla hüzünlenir oluruz. Hani bizim gibi İstanbulluların öyle dernekleri vakıfları yoktur. Falanca köyün bile koruma dayanışma derneği vardır. Filancalılar gecesi düzenlenir her gece kim bilir kaç yerde İstanbul gecelerinde. Bizler ise kaybolur gideriz yavaş yavaş bu çokluklar içinde özlüğümüzle... İşte o giden özlerimizden biridir benim için Gazanfer Özcan! has bir İstanbul beyefendisidir giden... Ve bilirim ki yeri asla dolmayacak!

Işıklar içinde yat Gazanfer Özcan!

6 yorum:

Pino dedi ki...

Ne güzel yazmışsın Şirin'cim. Artık hüzünden başka birşey hissedemiyoruz ulaştığımız düzey(sizliğ)e bakıp.
Kendi adıma elimden gelenden fazlasını yapmaya çalışıyorum. En azından yeni nesilleri kurtarmak adına..

NAZLICA dedi ki...

Duygulara tercümansın sen Şirinciğim. Gerçekten çok düzgün, beyefendi bir örnek insanı kaybettik. Üzülmemek eldemi? Işıklar içinde yatsın gerçekten.

esintiler... dedi ki...

Pınarcığım;
Yeni nesiller için nasıl canla başla çalıştığının sıkı takipçisiyim. Sen bu ülkenin gurur kaynağı insanlarındansın gözümde. Hem evine çocuklarına hemde topluma bu kadar yetebilen bir insan. Dilerim senden çok çok daha olur bu ülkede. Buna çok ama çok gerek olduğuna inanıyoum...

Nazlıcığım;
Benim ne haddime Gazanfer Özcan'ı anlatabilmek. Sadece biraz olsun içimdekileri yazabilmeye çalıştım. İnan böylesi insanlar için öyle çok sözler var ki.. Keşke sağken de değerlerini bilebilsek. Bana en acısı gittikten sonra ardından değerini anlamak...Bu ülke neden böyle oldu?

Adsız dedi ki...

bravo,güzel yazı.gidenin ardından en güzel dualar gibi yazmışsın .kutlarım p.

Oya Kayacan dedi ki...

Ben O'nun komşusu olmuştum. Rüya gibiydi; öylesine efendi, nazik, sevecen. Bize güzelliklerini, dürüstlüklerini, sevgilerini bırakıp gidenlere ne mutlu. Ne mutlu bizlere ki O'na yetiştik.

esintiler... dedi ki...

Teşekkürler...p

Annoyacığım ne mutlu gerçekten de böylesi yüreği, görgüsü zengin insanlarla aynı ortamlarda yaşamak. İnsanı zenginleştiriyor. Ne öğrendiysek bugünlere taşıyabildiğimiz hep onlardan aldıklarımız aslında. Ben sana da bu yüzden hep ustam gözüyle bakmaktayım ya:)) Öyle herkesin harcı değil ustalık payesi. Hak edene veriliyor... Ve öğretene...