Pazar, Eylül 28, 2008

Şeker mi, Ramazan mı? Kutlu mu, mübarek mi?


Açıyorum bayramlık ağzımı pazar pazar efendim bugün…
Başbakan mı yoksa din uleması mı olduğunu bir türlü kestiremediğim RTE yine açtı ağzını yumdu gözünü. Gerçi hiç kapatmıyor ya ağzını. Gözlerini de yummuyor belli. Uyku dur durak yok. Sanırsın memleket hayrına adamcağız uykusuz kalıyor da her gece yepyeni projeler üretiyor “durmak yok yola devam Türkiye’si” için. Ne gezer… Durmak yok, yola devam da… Hangi yola… Bunların tuttuğu gittiği yol ne hale koydu bizi işte ortada…
Koskoca 70 milyonu aşkın Türk ulusu ne halde. İşçisi, çiftçisi, memuru, esnafı, öğrencisi ne halde. Bir kişi de çıkıp ben halimden ben halimden memnunum derse… Yok ki böyle bir olasılık. Bileşik kaplar örneğidir bu durum. Bu iktidara en büyük desteği veren sade suya vatandaş esnaf kesimi bile artık isyanlarda. Onları da bir güzel kandırdı bu hükümet. Bu saf esnaf vatandaşta sandılar ki kendilerini un akıtmaktan para akıtmaya çevirecek bu sihirli iktidar kendilerini. Oysa sayın esnaf kesimi hiç mi düşünmezsin! İşçinin, memurun, çiftçinin alım gücü yoksa sen de yoksun! Ölçü budur... Bu kesimin cebine girecek ki para sonra sana dönüp gelsin. Kime satacaksın mallarını? Yok işte bu kadar düz mantık daha üretemeyen insancıkları tekkelerde, mescitlerde avladılar. “Din uğruna” dediler oylarını isterken... “Din uğruna..” canını verir saf halkımın bir kısmı elbette. Oy vermiş çok muydu ki. Ardından “din uğruna” bağış(!) topladılar ellerinde deniz fenerleriyle! İhyâlara ihlâslara doydu aziz ve pek muhterem din kardeşlerim. Hidayete erdiler inşallah!İktidar da bu alicenap oy vericileri aman sakın ola ki su koy vermesinler diye sürekli elinin altında tutmak durumdaydı. En kolay yol: Ver sadakayı, ver sadakayı… Kur her bir köşeye iftar çadırları… Kimin parasıyla? Yine bu halktan toplanan vergilerle. Hani o yüzde 2lik zamlarla bile hâlâ her türlü vergisini veren dürüst vatandaşın parasıyla ver sadakayı. Güzel düzen! Adil düzen!
Götürün beyler siz!
Un akıtanlarınız para akıtsın!
Çocuklarınız çımacı olamazken armatör olsunlar!
Daha sayarım ama günler sürer.. Daha iddia durumda Türkiye sınırları içinde her bir yolsuzluk!
Benim bugün ki derdim başbakanın şu bayram sözcüklerine takıldığı durum. RTE bu konuyu tabii ki ortamı sulandırmak için atıyor ortaya. Ne deniz feneri ne de Mir Dengir Fırat’ı tartışalım.
Eroin nedir? Nasıl taşınır? Kimler bunu ticaretini yapar? Bunu ticaretini yapanlara ne denir?
Konumuz bunlar değil!
Konumuz:
Tahtaya yazdım güzelce şimdi…
Ders:Güzel Türkiye’m
Konu: Arabî aylardan olan Ramazanın sonunda kutlanmakta olan Şevval ayının ilk üç gününü kapsayan bayram günlerine ne ad verilir?
Bu dersin öğretmeni asla RTE olmaz! Ben itiraz ediyorum. Kediye ciğer teslim et, sonra akıbetini merak et! Çok salakça!
Osmanlı İmparatorluğu’nun ardından bu dedelerimizin canlarıyla kanlarıyla geri kazandıkları vatan topraklarında yeni kurulan devletin adı Türkiye Cumhuriyeti’dir! Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir ULUS devletidir! Ümmetçilik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulması ile son bulmuştur!
Ulusların bir dili vardır! Ulus olmanın da ilk kuralı zaten bir dilinin olmasıdır! Ortak bir dille konuşur ulus içindeki insanlar. “Bir ulusu yok edecekseniz topa tüfeğe de hiç gerek yok. Dilini yok edin, yeter!” Ben demedim bu sözü tabii ki. Herkes bilir bu özlü sözü.
Büyük Atatürk büyük ve zorlu savaşlardan sonra Cumhuriyeti kurup sonra da yan gelip yatmamış. Asıl savaşa Cumhuriyeti kurduktan sonra başlamış bence! Devrimlerinin her biri ayrı ayrı önemlidir kuşkusuz. Ama dil devrimi benim burada değinmek istediğim. Ne kadar basit gösterirler Atatürk’ün devrimlerini ders kitaplarında…
“Say çocuğum, oku çocuğum…Neymiş Atamızın devrimleri, ilkeleri…”
İlkokul sıralarında sulandırılmış bir eğitimle öğretilen devrimlerden sonra böyle başbakanlar gelir karşımıza. Atatürk’ün ilklerini devrimlerini içine sindirtememiş Milli eğitim zamanında RTE’ye. Ama o boşluğu doldurmuşlar hiç boş yer bırakmadan doldurmuş tarikatlar görüldüğü üzere. Öyle bir doldurmuşlar ki işte görüldüğü üzere kraldan çok kralcı olmuş. Neden kraldan çok kralcı dedim?
İşte açıklamam: Arabî aylardan olan oruç tutulan ay Ramazan sonunda inancı gereği oruç tutanlar orucun bitimdeki ilk üç günü kutlarlar! Bu günler Arabî aylardan Şevvalin ilk üç gününe denk gelir. Arap ülkelerinde bu günlere “Fıtır Günleri” denirmiş. Hani RTE’nin iddia ettiği gibi tüm müslümaaaaaaaaaaan alemiiiiiiii Ramazan desin! Ama Türkiye Cumhuriyeti eğer Ulus devlet ise ve asırlarca Arap kültürünün baskılarına yeteri kadar maruz kalmışsa elbette buna önlem alacak ve bayramları da kendi içinde adlandıracaktır! Benim şu dünyaya geldiğim günlerde ve çocukluğumda hep “ŞEKER BAYRAMI” idi bu günler! Böyle belledim ben bu bayramı. Otuz Ramazan oruç tutan aile büyüklerimizden öğrendim ben bu bayramın şeker gibi olduğunu... Çok da güzel geçerdi. Tüm sülale renk ahenk dedemin evinde toplanır TATLI günler geçirirdik! Her konuk olduğumuz eve elimizde şekerlemelerle giderdik. Gittiğimiz evden de şekerlemelere tatlılara boğulmuş halde uğurlanırdık Bir de içi bayram bahşişli işlemeli bayram mendillerimizi alırdık. (Annem hâlâ inatla bu mendil vermeyi sürdürür)
Şimdi neden ŞEKER dediğimizi çözdük sanırım… Bal gibi de ŞEKER BAYRAMI’dır bu günler!
Arkasından mübarek mi kutlu mu olsun’a geleceğim ama çok kısa keseceğim burada.
Mübarek KUTLU’nun Arapçasıdır!
Ben Türksem ve KUTLU diye bir sözcüğüm varsa bunu çöpe atıp Arapça mübarek’i kullanacaksam yuh olsun bana! Yazıklar olsun bana!
ŞEKER BAYRAMINIZ KUTLU KUTLU KUTLU OLSUN!

3 yorum:

simge dedi ki...

doğruya doğru. güzel bir yazı olmuş.sizin de şekerli günleriniz kutlu olsun:))

Oya Kayacan dedi ki...

Yaşa be Şirin...

esintiler... dedi ki...

Teşekkürler Simge..

Hep birlikte Annoyacığım!