kuran yalnızca biz değildik.. Trakya’dan sürüsünü önüne katıp gelmiş çobanlarda orada... Babam nevalesini açar ortaya çobanlarla paylaşırdı... Bizde yanan ateşin çevrende oyunlar oynar dururduk... Bazen sürüden bir koyunu seçip onu severdim... Çobanlarla ekmeğimizi bölüşüp yerdik.. Onların çayını içerdik bizde isli çaydanlıkta demlenmiş... Koyun kokusu ve ışıl ışıl yıldızlar...Benim aklıma çocukluğumundan böyle kazınmış kurbanlıklar hep... Menekşe tepesinden yakamozlar içindeki deniz ve yıldızlarla dolu koca bir gökyüzü... Ve masum masum uyumaya çalışan koyuncuklar... -Birde hazin öyküsü olan bir kuzucuğumuzun öyküsü vardır ki yaşamımda...Onu da sonra yazarım... Şimdi içim kaldıramaz gibi..-İşte böyle koyunlar kuzular benim gözümde gönlümde kalan... Bize hiç onları boğazlanırken göstermediler... Oysa herkes kendince kesiyordu yine kurbanını bir yerlerde... Bu yüzden çocukken kurban bayramını da seviyordum belki de... Üstelik Ramazan’dan daha fazla, dört gündü... Akraba ziyaretleri, büyük ailemizin yemekleri ve de lunaparklar vardır bayram anılarımda... Bir de babamı eğer ikna edebilmişse teyzem, bayram yeri gezmesine götürüdü bizleri... Bayram yeri anılarım hep uzaktan izlemekle kaldı ne yazık ki... Ancak ve ancak horoz şekeri ile macun aldığımı biliyorum oradan... Oysa benim aklım hep kayık salıncaklarda kalmı
ştır... Tüm mahallenin çocukları biner ancak biz izlerdik. Babam küçük olduğumuzdan başımıza bir şey gelir endişesi ile sıkı sıkı tembihlerdi teyzemi... Teyzem de babama söz verdiğinden yanına bile yanaştırmazdı kayık salıncakların...İşte bu bayramların en tatlısı Şeker Bayramı idi tabii ki... İçinde “şeker” olan bayramı kim sevmez... Ben işin hep bu tarafınla ilgilenirdim... Birde mendil içinde bahşişler alırdık ki.. Benim hiç derdim olmadı... Ağabeyim ve kızkardeşim bahşilerin toplamınla ilgili sürekli planlar yapardı... Ağabeyim bahşişleri ona vermemi, böyle daha güvenli olacağı telkinleri ile beni ikna ederdi... Benim derdim ise ziyarete gittiğimiz evlerde verilen şekerin kalitesi idi nedense.. Hep anneannemin gösterdiği özeni beklerdim herkesten... Daha bayramdan günlerce önce ceviz büfenin içi türlü şekerlemelerle dolardı... Çikolata da vardı ama o kadar da revaçta değildi... Ancak likörün yanında ikram edilirdi... Oysa akideler, badem şekeri, badem ezmesi, hindistan cevizi şekeri ve lokumlarla dolu o dolap hem benim gözlem alanım içinde idi... Bademin kokusu bergomata karışır alır götürürdü beni... Ya gül suyu kokusu...Yalnızca dolabın kapını açıp da koklamak bile başka güzeldi... Anneannemim beyaz işleriyle süslü dolap raflarında kristal şekerlikler içinde her biri bana bir başka güzel görünürdü... Bayrama sabahına kadar yasaklı olan bu güzel görüntüler
e uzaktan bu kadar içli içli bakmama dayanamayan anneannem bendeniz tok evin aç kedisine bir külah mevlüt şekeri verir uzaklaştırırdı şeker mahallinden... Anneannem haklıymış aslında... Büyüyünce anladım... Ben de günler öncesinden şekerleri alıp dolaba koyardım... Benim oğlanlar gelip gidip bakarlardı... Ee dayanmaz “alın bakalım” derdim... Sonrası malum... Bayramın ilk günü yeniden şeker alınırdı... Nerden geldi aklıma şimdi derseniz bu şeker konusu... Sözcük bulmaca oyununda “lokum” yazdım... Çağrışım yaptı lokum ve de bayram... Lokum deyince önce ceviz dolap geldi aklıma... Sonra bayram... Birden bize ait lokumu ve akideyi nasılda boşladığımızı yerine sanki çok daha seçkin ve gösterişli diye çikolatayı oturmamız geldi aklıma... Ben gerçi gün içinde tadına bakmaktan asla vazgeçmeyeceğim çikolatayı bayram şekerlerimin içine koyamadım... Bu konuda çok ırkçı ve de tutucuyum demek ki... Bayramlara bence akideler ve de türlü türlü kokulu mis gibi lokumlar yakışır... İnanın bu yazıyı yazmak için Hacı Bekir’den asla para falan almadım... Yakından ilgim yok ama, uzaktan belki kan çekmiş olabilir:)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder