Cuma, Mayıs 25, 2007

Serseri mayınlar gibi gezmek



Öyle oldum galiba nice zamandır... Nerde ne zaman olacağım hiç belli değil... Bir bakıyorum Boğaz’dayım, bir bakıyorum Beşiktaş’da... Aklıma esti mi Kadıköy’de... Esiyor da esiyor... Kimi gün meltem, kimi gün bora gibi... Havanın durumu ile benim durumumu bir güzel karışım yapıyorum... Yağmurda gülmek de var ağlamak da... Ağlarsam deniz daha bir tuzlu oluyor... Gülersem eğer içiyorum yağmur suyunu kana kana... Hava bedava su bedava... İstanbul’da böyle anlar da yaşıyorum ya... Bir de pahallı derler şehrime... Yaşamayı bileceksin benim gibi... Bak hiç de zor değil... Yeter ki gönlün olsun İstanbul’la geçinmeye... Ben hep uydum bu şehre, O da bana uyduğu sürece...
Kadıköy’den dönüş yolundayım... Vapurun kıçında yani en arkasında sotalandım... Öyle derler ya aynen öyle... Tıklım tıkış da olsa vapur eğer bu en dip noktaya ulaşmışsam, nimettir bana... Dönerim yüzümü köpüklere dalar giderim... Kadıköy’e gelirken çay içecektim güya... Bir çay içecektim ama iki çay içmiş gibi olacaktı... Birisini yalnızlığıma, diğerini bana... Ama olmadı... Geçmedi boğazımızdan... Dönüşte içeriz dedik şöyle köpükler eşliğinde... Martılar karşı çıktı... “Nasıl içine sinecek? Nasıl boğazından geçecek” dediler... E güzel de be martıcıklar? İçen nasıl içiyor? Üstelik benim gibi masum masum çay değil götürdükleri... Ooo ne götürmek :) Olsun sen yine de içme be öyle tatsız çaylar dediler... Martılar dile gelmişse vardır bir hikmeti dedim ve de dinledim onları...
İçim yanmış, susamışım... Suyun en âlâsı denizin üstünde susuzluk... Çantamdan pet şişedeki suyumu çıkardım, dibinde kalan suyu içtim kana kana içemesem de...
Hava kararmakta hızla... Su da kararmakta... Kız kulesi açıklarında hava kararınca ağlar sanki kulenin kızı... Oysa Kız Kulesi ışıl ışıl yanmakta... Pahalı sofralar kurulmakta Kulenin kızının hüzün dolu hapishanesinin odalarında... Çalınan müzikler ağlama sesinin duyulmasına engel olamıyor... Ben duyuyorum... Kimse duymuyor... Gidip de Kız Kulesi’ne yemek yemek... Yapamam ben... Yiyen yesin...Afiyet olsun... Ama bana zıkkım olsun... Binlerce yıllardır yaşayan bir efsanenin üstüne gidip de çatal bıçakla oturmak bana ters düşüyor... Çocukluğumdan beri hayalimde yaşayan Kulenin Kızı’na ihanet etmiş olurum... Tam Kız Kulesi’nin açıklarından geçmekteyiz... Su iyice karardı... Ağlaması geliyor ince ince... Ben duyuyorum... Duydukça ben de başlıyorum... Bunca asırdır nasıl çekiyor bu yükü bu kule diye ister istemez ürperiyorum karanlık sulardan ışıl ışıl Kule’ye bakarken... Ne Kulenin Kızı benim göz yaşlarımı siliyor ne ben O’nun... Artık Avrupa yakasına yaklaştık... Galatanın Prensi tepeden tepeden bakıyor ışıl ışıl... O’nda da hüzün kol geziyor bu akşam... “Aman” diyor...”Kimsenin tadı kaçmasın”... Bir sen bil bir ben... Çok ağlıyor benim güzel kulemin kızı. Söyle O’na çok ağlamasın”...
Aaa azıcık tepem atıyor artık...
“Yahu ben neden çekiyorum sizin kahrınızı yahu? Şuradan şuraya ne var ki... Git derdini kendin anlat!”
Çok içerliyor bu sözüme Galata Kulesi... Benim ki de kabalık hani... Öyle pat diye söylenir mi... Bakıyorum binalar arasında kayboluyor Galata Kulesi... Yeniden karşıma çıkıyor ama artık konuşmuyor... Dalgalar hâlâ ağlama seslerini taşıyor kulaklarıma... Ama ben dalgalara konuşamıyorum... Bir densizce konuştum... Büyü bozuldu... Vapur iskeleye yanaştı... Yolcular iniyor bir bir... Ben de o sıradan yolculardan biri... Birisi güya ağlama sesi duymuş...
Kim ağlamış acaba?

3 yorum:

NAZAR dedi ki...

OOO Şirin Hanım, gezmiş , tozmuş,kalabalık bir arkadaş topluğuyla sohbetini yapmiş, boğaz turunu atmış, bize gelince bir bardak çayı boğazımıza diziyor...

Seninle birlikte dolaştım , seninle birlikte kederlendim....
hoşçakal

Woodpecker.M dedi ki...

Harikasınız. Kız kulesi konusundaki fikrinizi paylaşamasam da blogunuzu bugün keşfettim ve nasıl bir çekiciliktir yazılarınızdaki çözemedim. Şimdi pek çay içesim yok ama ilk içişimde sizin şerefinize çay bardağımı kaldırıp içeceğim :)

şirin'den esintiler... dedi ki...

Çok teşekkür ederim beni şımartan yorumunuz için :)) Afiyet olmuştur inşallah çayınız...