Cumartesi, Mart 10, 2007

Dispanserdeyim demek ki depresyondayım!

Hafta arası bir büyüğüme eşlik ettim ilaç yazdırmak için... Ne zormuş şu SSK işleri.. Ben de bu yüzdendir karne marne almadım besbelli... Yalnızca ilaç yazdırmak için gittik dispansere... Kandırdı beni büyüğüm ablam Ne... Çoluk çocuğu da olmadığından birinin gitmesi gerek yanında... Çok da severim kendisini... Ama bana dediği şuydu: “Doktoru görüp ilaçlarımın –bittiğini söyleyeceğim ... Hemen bitecek işim ..” Nerde? Önce sıraya girdi, numara aldı... Sonradan doktorun öğlene kadar Haseki’de olduğunu ancak öğleden sonra buradaki dispansere geleceğini söyledi görevliler... Nasıl da tufaya geldim ama... "Sağlık olsun" dedim ama kapalı alanlarda sağlık ne gezer... Milletin sesi nefesi birbirine karışmış durumda... “Hadi dışarı çıkalım... Orada bekleyelim... Ne güzel açık hava... daha saat 10:30... Dışarda bahar havası burada kasvet... Ay hiç çekemem... “ Hadi ... Şimdi de tansiyon ilacını yazdırmak için Kapalıçarşı’daki dispansere gidecekmişiz... Hadi gidelim... Gittik geldik! Bu arada bana da gitmeler gelmeler olmadı değil... Öğlen geçti... Uzman doktorumuz çok medyatik bir adam olduğundan havalı bir şekilde odasına girdi, kapıyı kapattı... Birilerine giydirip duruyor içerde, bizlerde dışardan dinlemek durumunda kalıyoruz... Adam psikiyatrist! Kimi kime tedavi ettireceksin... Bi ara ortadan kayboluyor doktor bey! Hastalarından biri bi keresinde gittiğini ve de 3 saat yerine dönmediğini söylüyor... Neyse bizim panik halimiz sürerken doktor geri geliyor... Benim hastamın yaşlılığa bağlı uykusuzluk problemi var... İlacını yenileyecek... Ama kapıda bekleyen onca hasta içinde depresyonlusu, panik ataklısı... Seç seç al... Bizim hatun sıranın bizde olduğunu iddia edip kapının başını tuttu... yahu elimizde numara var... Kızcağızın birinin bizden önce numarası... “Bana ne kızım! Ben ne zamandır bekliyorum “ demez mi! Yahu yapma Ne... abla... Kızcağız haklı... Bak numarası bizden önce... İki erkek hasta da sistemin bozukluğunu tartışırken olayı çok saptırdılar ve de başladılar tartışmaya... Hayda bi de bunlarla uğraş... Adamlardan birini kenara çektim... Heyet raporunu onaylatacak... Bu yüzden sabah 7’den beri buradaymış... Kapıyı açıp adamı doktorun kapısından içeri yolluyorum... Oh biraz sakin ortalık... Bu arada bizim hatun kıza dik dik bakmalarda... Kızın babaannesi ile konuşturmaya başlıyorum hatunu... Kızın derdini öğrenince acıyor... daha gencecik kızcağız depresyonda imiş... güya dedesini kaybetmiş de...ondan... ? Neyse biraz daha anlayışlı oluyor da kızcağız kavgasız döğüşsüz içeri giriyor...
Ardından biz... İçeri girmeye çekimser kalıyorum... Hatun içeri girerken doktor bana da içeri girmem için işaret ediyor... Hatta koltuğa oturmamı öneriyor... Yok almayayım kalsın... Yok ya! Hasta gibi bi halim mi var? Ne abla derdini anlatıyor kısaca... Adam Ne ablanın yüzüne bakmadan reçeteyi yazmaya devam ediyor... Altı ay süreyle bu ilacı kullanması gerektiğine kara veriyor artık nasıl karar veriyorsa... Hastanın değil benim yüzüme bakarken...Bir kutuda 30 draje var... Demek her kutu için daha 6 kez buraya gelecek! Ben değil Ne abla gelecek :) Ben böyle sistemin de, de de...
Kendimizi yeniden güneşli bir havaya bırakıyoruz... Sultanahmet sokakları turist kaynıyor... Kadınlı erkekli öğlen yemeği yiyorlar sokaklarda kurulu masalarda... Ben tam masaların yanından geçerken şu masadaki biralardan bi fırt çeksem diye iç geçirken takkeli sakallı bir softa yanımdan geçerken salavat getiriyor... Ben de ipler koptu... Kriz geldi... Nasıl gülüyorum... Ne abla şaşırıyor... Şu adama bak Ne abla.... herifin içi gitti aslında ama kıskançlığından salavat çekiyor dedim... O da başladı gülmeye... Nasıl içi gitmesin ki... Kendisinden bile yaşlı adamlar fıstık gibi bakımlı kadınlarını almışlar yanlarına ver eline bu ülke ver elini şu ülke gezmekte... Bizim softa eve gidecek de ne görecek... İçini kuruttuğu kadının önüne koyduğu bir kap yemekle bir bardak su içecek... Adama kızmadım ama çok acıdım nedense...


Biz yolumuza devam edip gidiyoruz..

Ya işte böyle geçmiş hafta arası bir de...

3 yorum:

sureyyam dedi ki...

Askerimiz lisede idi.. üniversite için seçmelerini yapıyordu... dedim ki annem dr ol..şöyle bir baktı ..onun tercihleri çok farklı idi...Neden anne dedi?? bende.. annem...hasta oluyoruz dr a gidiyoruz...istediğimiz..bir bakış,bir küçük gülümseme..birazda ilgi.. insan gibi muamele..dr ların bir sözü ile çok kötü geldiğim hastaneden kanat takarak çıktığımı bilirim ben...ve bu mesleğin sana vereceği iç huzuru hiç bir meslek veremez dedim.. yaşlıya..güçsüze fakire...bak ki..onlar o kadar çok ki yurdumda...senin güzel yüreğine şevkatine ihtiyacımız var...ve...şimdi o bir doktor..insana değer veren..kibar..sımsıcak dokunan...neler düşündürttün bana..sevgilerimle şirinem..sabah sabah cık cık cık....:)günün güzel geçsin..

esintiler... dedi ki...

Ah Süreyyam!
Sistem bozuk... Doktorların ya da sağlık çalışanlarının kişisel davranışlarından kaynaklanmıyor sorunlar. Adam öğlene kadar kimbilir kaç hastaya bakmak zorundaydı Haseki'de... "Bakmak" ama nasıl? Bir hastaya tanı koymak ne kadar süredir? Sistem tam bir dostlar alışverişte mantığı ile yürütüyor işleri... Aslında kimsenin tedavi falan gördüğü yok... Bu arad ilaç firmaları malı götürüyor... Bizim Sea Paşa bakalım ne kadar iyimser olarak bakabilecek bu sisteme! Tanrı yardımcısı olsun... Sen resmen çocuğunu bizim için feda etmişsin.. Benim küçük oğulda çok geçirdi aklından tıp okumayı... Anneanne aynen senin söylediklerini söyledi durdu uzun zaman.. Ben bir gün Cerrahpaşa Tıp Fakültesinin koridorlarına oğluma sordum: "Bu beyaz gömleği giydiğin an kendini unutacak ve yalnızca (ırk dil din ayırt etmeden)insanlık için yaşayacaksın... kendi özel yaşamın asla bir öne geçmeyecek! Bu konuda özveride bulunmayı kabul ediyorsan bu mesleği seçebilirsin... Sonradan kıvırmak yok dedim..." İnsanları çok seviyorum ama kendimi bir adım daha çok seviyorum galiba..dedi...
İşte bu mesleği seçenler gerçekten bu mesleğin zorluklarına katlanacak üstün insan olmalılar...
oysa bakıyorum da bazen karşıma nalbant olacak adam hekim olarak çıkmış! işte yanlış burda...
Ah Süreyya!
Bu yorum yorum olmaktan çıktı..
Üstelik 14 Mart Tıp Bayramı öncesi dışardan bir bakma oldu...

NAZLICA dedi ki...

Şirinciğim; İnan her meslekte olduğu gibi bu meslekte de iyiler kötüler var.Annemin son hastalığı sırasında tesadüfen çok iyi bir doktorun eline düştük. İşini çok iyi yapan, başarılı, sıcakmı sıcak bir insan.Sistem kötü biliyorum bunu sadece buna bağlamak haksızlık olur.Başı ağrısa dispansere koşan hatta ağrımadan giden ve ilacı aldıktan sonra karşıdaki bakkala satan insanların hiçmi suçu yok. Bıkkınlık vermişler artık doktorlara.Ortalık yeşil kart'dan geçilmiyor.Son satırlarındaki tespitin ne kadar doğru. Boşver acıma onlar yüzünden bu toplum bir adım öne gidemez oldu. Sevgiyle canım.