Cuma, Mart 30, 2007

Cinderella!



Kahramanlarınız kimler?
Böyle sormuşlar galiba yanlış anlamadıysam Süreyya’ya... Masalsı, romansı, çizgimsi kahramanlardan seç seç beğen... Çok gerilere gitmek gerek böyle bir soruya yanıt vermek için...
Ne ilginçtir ki elimde son tutuğum kitapta böyle geliş gidişler üzerine... Her gün okumaya çalışıyorum... Bitirmem gerek bu kitabı... Sanki bu kitabı bitirdiğimde yaşama bakışım değişecek... Hani o söz var ya:”Bir kitap okudum, yaşamım değişti!” İşte öyle bir şey... Bunu anlamak için kitapları bitiriyorum sanki... Hâlâ o tümceyi kuramadım ama... Belki bu kitapta kurarım diye diye kaçıncı kitap bu?
Kitabın adı: Sevgi ve Yalnızlık Üzerine... J. Krishmamurti’nin dersleri, öğretileri.... Ders gibi okuduğumdan sürekli geri dönüşler yapıyorum okurken... Kaz kafama iyi sokmak için yeniden yeniden okuyorum her satırı... İçimde kronikleşmiş duygularım var benim hepimizde olduğu gibi... Bu duyguları terk edip de yalnızlığın tadına varırsak sevgiyi bulacağız... Benim özetimle durum aynen böyle... Ders çok zor bir ders... Bu kadar sevgisiz bir dünyada sevgiye ulaşmayı deneyeceğim... Kitabı okudukça ne kadar yanlışlarım olduğunu fark ediyorum... Yanlışları bulduktan sonra bunları hop diye fırlatıp atamıyorum.. İşte sorun burada... Olmak ya da olmamak... Bu yanlışlar aslında bugün bizi biz yapan değerler... Bunları atıp belleğimi boşaltmam gerekiyor... Kolay değil... Bu dersler çok sürecek belli...
İşte tam bu sırada elimdeki son kitaba bakarken "ilk kitabım neydi benim?" diye aklıma düştü...
Renkli, özel ve de güzel baskılı bir Cinderella’m vardı benim... Daha okuyamıyordum ama hep benim elimdeydi o! Resimleri çok güzeldi... Annem ya da babam sürekli anlatırlardı Cinderella’yı bana... Türkçe ye Külkedisi diye çevrilmiş... Öyküsü herkesçe bilinir yinelemeye ne gerek var di mi? Ben hep Cinderella oldum okudukça okundukça... Kaderim benim... Koleje gidiyorum... Bugünün 6. sınıfı... Britanya İngilizcesi Öğretmenimiz Halide Hanım bir gün sınıfa girdi...
“Çocuklar bu yıl sonu bir oyun çıkarmamız gerekiyor... Ben seçtim... Cinderella’yı sahneleyeceğiz.. “
Ben de bi garip telaş... Hiç unutmuyorum.. Tek derdim Cinderella kim olacak? Mideme kramplar girmişti sanki.. Önce tamamen ingilizce olduğundan oyun kitabını edindik... Günler geçiyor, benim uykularım kaçıyor... Tek derdim var... Cinderella kim olacak!
Yatakhanedeki ranzada kız kardeşim alt katta ben üst katta yatıyordum... Eskiden böyle çok katlı yapılar olmadığından Erenköy’den İstanbul görünürdü... Ayasofya’nın, Sultanahmet’in güzeller güzeli silueti eşlik ederdi böyle sancılı gecelerime... Birde yatakhane hocası Rahime Hanımın horlaması olmasa... Ah ne dert etmiştim günlerce Cinderella kim olacak acaba diye? Sınıftaki tüm kızlar gözümün önünde her dakika... Oysa ben varım burada! Ben daha okula başlamadan Cinderella olmuşum... Bu kızlarda nerden çıktı yahu! Derken rollerin açıklandığı gün geldi çattı... Heyecan had safhada... Sınıftaki kızlar tırnaklarını kemirmekte... Ben en arkada sıramda defterimin arkasını karalıyor da karalıyorum heyecandan... Başımı kaldırıp da bakmak istemiyorum Halide Hanım’a... Şimdi okuyacak işte.... Üvey anne, üvey kız kardeşler... Neyse üvey kız kardeşler içinde adım geçmedi... Peri kim olacak? Yok, o da ben değilim.. Sıra Prens’e geldi.. Öğretmen göre sınıfın en yakışıklısı Levent’e verdi bu rolü. Boylu postlu, lacivert gözlü sarışın bir çocuktu... Çok da efendiydi aslında ama benim presim olamazdı... Keşke 7. sınıftan Aysan olsaydı diye iç geçirmiştim bana ne oluyorsa... Cinderella açıklandı... En sonunda... Aman ben de artık kurtuldum... Kim olacaksa olsun... Yeter be günlerdir çektiğim... Bitti roller moller bitti... Hadi dönelim derse...
-Şirin! Çıksana tahtaya kızım!
-Why my teacher?
-Cinderella’sın!
-Ben? Nasıl yani?
Prens ilk jestini yaptı önümde reverans yaparak... Ben tahtayım mı? Yok canım... O Cinderella...
Provalara başladık... Haftalar sürdü İngilizce metinlerin vurgulamalarını doğru yaparak hazırlanmak... Gösteri günü geldi çattı.. Her şeyim hazırdı ama ayakkabı bulunması sorun oldu... Şöyle hafif topuklu ve de albenili şık bir ayakkabı olmalıydı... Ayaklarım küçük... Bulunması zor... Kızlardan birinden bulundu en sonunda... Ama onunda numarası benden büyük... Neyse artık idare edeceğiz... Balo sahnesine geldik... Güzelce dans ettim vals eşliğinde Prensimle... Saat 12’yi vurdu... Ben vınlamalıyım eteklerimi tutarak kibar kibar... Ama bende tam bir erik hırsızı ruhu var ya o yıllar... Sanki bahçevan kovalıyor beni... Bir koştum... Baktım kuliste yalınayağım... Of ya... İki ayakkabı da çıkmış ayağımdan... İzleyicilerde hep öğretmenler veliler... Kahkahalar geliyor salondan... Salak Levent almış iki ayakkabıyı da eline bakınıyor... Öğretmen perde arkasından bağırıyor..
-Oğlum, sen birini al ayakkabının... Boşver öteki tekini...
Neyse durum kurtarılıyor... Cinderella bile komedi oldu ya sayemde...
Suçlu küçük ayaklarım oldu... Bana ne ya! Ne yapsaydım? Ayaklarımı mı büyütseydim... Üstelik Prens benim küçük ayaklarıma vuruldu...
İşte bu Prens beklentim böylece somutlaşmış oldu... Oldu mu? Yok canım! Her küçük kızın bir prensi vardır kavuşamadığı inanın...Yeter ki içinizdeki küçük kız çekip gitmesin...

3 yorum:

sureyyam dedi ki...

vayyy cindirellam.)
hikaye tadında okudum.. külkedisi olmakiçin çabaların övgüye değer...tüm detaylarda aklında kalmış..lacivert gözlere kadar....)hiç tiyatro sahnesine çıkmak şansım olmadı.. yanarım yanarım ona yanarım...şiirler okudum..rontlera katıldım.. gramafon kağıdından elbiseler giydim...kendimdede o yeteneği görüyorum aslında...)) kim görmüyor ki diyeceksin.. insan kendini beğenmezse çatlarmış..
en azından sen hayalini gerçekleştirmişsin.. ayakkabılarına hakim olamıyarak onları terk etsende...
demek ki. gözde bir öğrenci idin.. dikkat çeken...kıskandım valla..:)
bir kelimeye harika hikayeler yazıyorsun.. ya kibritçi kız desem...kibritin alevinde neleri düşlerdin??? hoş bir yazı olur... istek blog konusu..))) sevgilerle.. yanarlı meyve sepetinin siparişini verdim.. kaç şişe şampanya patlatmalıyım...) iyi geceler en şirine

nazar dedi ki...

Bak bizim kül kedisine...
Nasıl bir güvendir o, kendinden başkasına kaptırmamak...
"İstediğimi alırım o rol benim dokunanı yakarım" "prens de benim"... Keşke hayatta o kadar kolay olsaydı her istediğimizi yapabilseydik...
Belkide hayatta yanlışımız; seninn o rolu istediğim kadar yürekten istemiyoruz, ya da yansıtamıyoruz ne kadar çok istediğimizi...

Tarih tekerrürden ibaretmiş, kimbilir aynı rolu tekrar oynarsın, olamazmı?nasılsa küçük kız orda duruyor...

mutlumavi dedi ki...

:)
Selam:)
Artık bu masal değişti benim için:) dinlerken hep aklıma geleceksiniz..iki ayakkabısıda ayağından çıkan sindirella:)))
sağlıklı ve güzel günler diliyorum:)