Çarşamba, Mayıs 09, 2012

"Gönül ne kahve ister, ne kahvehane! Gönül muhabbet ister, kahve bahane!"

Öykü'nün Starbuck'lı serzeniş yazısını okuyup yorumlamıştım bu sabah geç de olsa.. Ne çok yazacak konum var birikmiş ve yazıya dökülememiş; sayamam.. Öykü'ye yorum yazarken bu tembelliğim içime dert oldu yine. Tembellikten birikmiş bir çok konu var aklımda. "Hangisini yazsam bugün" diye dertlenmeye kalınca ve dahi benim gibi kararsız terazi olunca en kolay yol klavye başından sıvışmak oluyor çoğu zaman.
Öykü'nün pahalı-ucuz çatışmalarının kökenine inince e tabiidir ki kapitalist-emperyalist dünya düzenine karşı damarlarıma basılıyor. Neredeyse bireysel olarak tüm dünya insanları emperyalizme karşıdır da çoğunluklar içinde yaşarken sadece lafta kalır hayıflanmalarımız. Öyle bir tuzak kurmuştur ki kapital oyun bizlere tek tek... Beynimiz yıkanmış desem anlamsız kalacak. Beynimiz kirlenmiş demek daha doğru bir tanım bence ve yerince. Günlerimiz çoğu zaman hiç ihtiyacımız olmayan tüketim maddelerini arayıp bulup satın almakla geçiyor. Canımız sıkılsa para, sevinsek para, üzülsek para... Eğer para harcamazsak ne sevinebiliriz ne de üzülebiliriz. Yok böyle hakkımız! Kapitalizm böyle emrediyor. Bakın bu pazar yine kapitalizmin oyunlarından "anneler günü"... Her mayısın ikinci günü mecbursun kapitalizm denen tanrıya paranı kurban etmeye. Sunaklara diz çöküp hayvan boğazlamıyorsun. Ya da sepet sepet meyveler dökmüyorsun tanrının önüne. Ama o beğenmediğimiz horladığımız ve de iptidai diye nitelediğimiz çağlardan çok daha geride çok daha vahşice bir saldırganlık içindeyiz. Deliler gibi alışveriş yapıyoruz. Paramız varmış yokmuş; ne gam. Dibine kadar kredi kartlarını kullan... Kullan! Kullan! Sonuna kadar kullan... Bitir kendini dibine kadar... Yan! Kül ol! Kapitalizm bunu emrediyor sana.
Ha aman yanlış anlaşılmak da istemem. Hiç harcamayalım da ot gibi, börtü böcek gibi yaşayıp gidelim şu dar-u dünyadan. Yok canım daha neler. Elbette tadına vara vara, kana kana yaşamak elbette biz insanların da hakkı. Ama daha değer bilir yaşayabilsek, daha özleşsek biliyorum ki kapitalizm daha az canımızı yakacak.
Örnek vermek gerekirse bu konuda işte küçükcük gibi görünen ama uygulanması sonucunda güzel bir kapitalizme başkaldırı örneği olabilir.
Kahve içmek mi ister gönlünüz? Tabii ki ister gönül. Ama güzel bir ata sözümüz de özümüzü der bakın muzipçe;)
"Gönül ne kahve ister, ne kahvehane! Gönül muhabbet ister, kahve bahane!"
Eh böyle bir sözü söylerken büyüklerimiz ah bilselerdi Starbuck ve diğer cart curt CAFEleri... Kimbilir neler neler derlerdi. Onlar demişler ve de göçüp gitmişler. Demek artık yeni birşeyler söylemek sırasını büyüklerimizden bizler devraldık. Ben de eh artık ülkemin bunca genç nüfusuna karşı bir yetişkin vatandaş hatun kişi olarak birkaç kelâm etme hakkına erdiğim düşüncesindeyim.
Derim ki: Ey yükselen yeni nesil!
Emperyalizme karşı omuz omuza!
Nasıl? Nasıl mı?
Hamburger yerine köftene, pilavüstükuruna sahip çık.
Ninen puding değil sütlaç yapardı senin:) Lütfen muhallebicileri destekle!
Canın kahve mi istedi?
Tercihim Kurukahveci Mehmet Efendi benim.
Buyur kallavi kahveni. Adına Türk kahvesi der oldular şimdi.
Oysa benim büyüğüm tarih diliminde İstanbul'da yoktu böyle bir terane yahu!
"Yap bi orta şekerliiiiiiiiiiiiii ! Yap bi sade kahve!"
Kahve ya sadece kahve denirdi; sadece kahve!
Nasıl özledim o günleri nasıl. Ah ne tatlı, değerli yıllarmış o yıllar.
Zaman hain bir tuzak kurmuş da düşmüşüz geri dönüşsüz içine.
Bakın ben bugün varım yarın yokum ey yükselen yeni nesil! Değerlerinize sahip çıkın ki yarın gelip size ait o değerleri yine sizlere sizin paranızla satmasınlar!
Çek bi pilavüstü kuruuuuuuuuu...
Yap bi ortaaaaaaaaa şekerliiiiiii...
Köfteeeeeeeeeeee ekmekkkkkkkkkkkkkkk
İçin mi yandı... Hiç dert etme... Şerbetler gelsin envai çeşit.... Tükür içine ettiğimin kolasına...
Çay dedin mi bi dur hele bi dur! Hangi evde sabahın ilk ışıklarıyla ocağa ilk konan evin ilk sıcağı bir çaydanlık demlik aşkıyla pişen mis gibi kokulu Rize çayı değildir?
Daha bitmedi ey yükselen yeni nesil.. Bekle yazacağım :)

6 yorum:

öykü dedi ki...

BU Yazına bayıldım Sırıncım
yazımın devamı olarak lınk verecegım ıznınle:))


hatta verdım bıle:))
cok opuyorum senı

sevgılerımle
aklı guzel
yuzu guzel
yuregı guzel ınsan

şirin'den esintiler... dedi ki...

Canımsın canım... Sen bu ülkein aydınlık geleceğisin Öykücüğüm. Keşke SEN çok daha çok olsan öyle güzel olacak ki... Yerellere sahip çıkıp tüm dünya ile sömürülmeden yaşamak güzelliği..
Link için izin ne demek Öykücüğüm. Şeref duyar ablan :)

Adsız dedi ki...

Şirin Hanım,zaman saman yolu gibi,içerisindeyiz hepimiz.Kurtulmak mümkün değil bu süreçten, dışına çıkarsak yok oluruz..dilekleriniz özlemleriniz çok hoş ama...?

şirin'den esintiler... dedi ki...

Ne hoşluk için yazdım ne de boşluk doldurmaca oynuyorum adsız! Siz takılın o çarkın dişlilerine hiç ses çıkartmadan... Ama çaba gösterenleri ve düşünce üretenleri asla küçümsemeyin.

Adsız dedi ki...

Sizi küçümsemek ne haddime,yani böyle bir saygısızlık yapacaksam size niye yazmaya çalışayım...?

şirin'den esintiler... dedi ki...

"Küçümsemeyin" derken saygısızlık olarak yorumlamadım. Yani bir nefes de olsa gücümüz büyür büyür dev bir enerjiye dönüşebilir. Karınca da küçüktür ancak dünya karıncasız ne olurdu acaba? Umarım derdimi anlatabilmişimdir. Yoksa size asla saygızlık gibi bir olumsuzlukla yazmakdım.