Çarşamba, Temmuz 01, 2009

Neresinen tutup da bu düzeneğin?

Acayip hatta acayip ötesi günler içinde bir o yana bir bu yana savruluyorum. Varlık yokluk arası haller içinde geçen acaip ötesi günler. Bazen içime dalıp rahatlamayı seçiyorum. Çünkü dışarıdaki dünya bana çok ama çok ağır.
Nedir bu kadar ağır olan?
Tek bir sözcük yetiyor anlatmaya benim dilimce: "Duyarsızlık"
İster fısıltı halinde konuş istersen bağır çağır ve hatta eline megafon alıp anlat derdini; hiç bir farkı yok duyarsızın karşısında.
Tümden gelim olarak düşünsem...
Ait olduğum devlet benim ait olmadığım kişiler tarafından zaptedilmiş ve çok hızlı bir şekilde yeni bir düzene doğru gitmekte. Demokrasi ile yakından uzaktan ilgisi olm
ayan kişiler tüm kaleleri zaptetmişler, her yanımızı hallaç pamuğu gibi atıyorlar ve biz izliyoruz. Darbe üstüne darbe yiyoruz "darbe" bahaneleri ile... Ben artık gerçekten öyle böyle değil büyük bir darbe istiyorum. Kökleri kazınacak cinsten. Böyle küçük küçük darbelerle büyük darbeleri kesecek sanan zavallıların artık sularının çoktan ısındığının ve hatta kaynamaya geçip buharlaştığını düşünüyorum. Kaldıralım şu leşleri de artık ortalık daha fazla kokmasın. Cenaze namazlarını da Amerikan topraklarından hocaları gıyaben kıydırır artık bir zahmet :))
İşte görüldüğü gibi ne kadar ağır da olsa içimden hâlâ durumu dalgaya almak hali de var.
Tümden gelimin ikinci aşaması: Şu benim anam, babam, toprağım, aç bırakıp doyuranım, İstanbul'la ilgili.
Bir FSM Köprüsü bakım çalışması yüzünden trafik çilesi teranesi gidiyor medyada. Bile bile sorun yaratılıyor ve medya marifetiyle kamu oyu yaratılıp akıllarınca beyin yıkama yapıyorlar. İstanbul'da trafik sorunu her zaman var elbette. Ama bir kısım zevat öyle güzel bir metodla geliyorlar ki bu durumun üstüne.
Tüm halkı beyinsiz kendilerini çok akıllı sanan bu köylü kurnazlarının tek bir amaçları var: Üçüncü bir köprü!
Bu yazarken bile tüylerim diken diken oluyor! Kafamda resmetmek bile istemiyorum. Dünyanın sonu gelse hepten yok olsak çok daha az incinirim herhalde üçüncü köprü düşüncesinden.
Bu rantiyeciler İstanbulum'un kalan son yeşil topraklarına göz dikmişler. Tüm ciğerimiz, nefesimiz yok edilecek! Ve bizler böyle resmen salak salak izleyeceğiz.
İki köprü nemize yetmiyor yahu? Marmaray projesi neden yapıldı. Dünyanın en
pahallı projelerinden bir Marmaray. Bu proje bu halkın paraları ile yapılıyor. Ve bu proje için nasıl ikna edildik? Ya üçüncü köprü, ya tüp geçit! Sonuç tüp geçit oldu. Daha tüp geçit bitmeden şimdi üçüncü köprü düşüncesi için kamuoyuna ısınma turları. Hay ben bu kamuoyunun. Aklı olmayan kamunun oyu olsa ne olur olmasa ne olur! Walla olursa korkunç olur. Bir sıkımlık aklı olmayan, pazardan domates alamayı bile beceremeyen idot kafalı insanlar İstanbul'un tarihin de, coğrafyasının da içine ettiler zaten Menderes iktidarından beri. Şimdi yine bu kişilerin arsız doymaz ağzı salyalı torunları artık işbaşında. Ve İstanbul'un daha neresi kalmış ırzına geçilmemiş diye didik didik arıyorlar her daim. Bir de iktidarın kendini iktidara taşıyanlara verdiği sözlerde var. Galataport gibi, üçüncü köprü gibi. Seçim meydanlarında oy isterken hiç bunlardan bahseilmez. Ne denildiğini bir kaç sözcükten öteye anlayamayan halka çıkıp bir iki Baykal'a sataşma mavallarıyla seçim havasını geçirirsin, olur biter.
İşte böyle tümden gelimlerle şimdi nereye gelsem...
Biraz kendime gelsem...
Yok ben iyisi mi kendime gelmemeyim...
Hiç çıkamam işin içinden...
Belki de işin içinden çıkarsam ben ben olmaktan çıkarım diye böyle kördüğüm halimle kalabilmeyi seçiyorum galiba...


2 yorum:

beyaz gelincik dedi ki...

Şirinim, içimizden ne yazmak geliyor,ne de konuşmak...
bekliyoruz kalmayan sabrımızla...

esintiler... dedi ki...

Dilaracığım... Bence üstüne gitmeli bu durumun... Hem yazmalı hem konuşmalıyız. Sabrı besleyen en güzel şey olumlu düşüncelerdir. Umudu beslemek için olumlu düşünmeli ve bunları da sonra yazmaya çabalasak sanki biraz daha yol alacağız diye bir inanca kapıldım bu sabah:))