Salı, Mayıs 05, 2009

Benim derdime bak şimdi!

Dünyada onca konu varken insanın canını sıkacak; benim başımı bugünlerde bir başka dert aldı gidiyor. Bir çok sorun var elbette burda sayamayacağım ama şu bilgisayarımın hasta olması yok mu; beni de hasta etti... 
Hiç bir şeyciği yoktu. Hani arada bir havalardan mıdır nedir hapşurur, aksırırdı. Bizde hemen bi format atar yola devam ederdik. Bu kez öyle kolay iyileşmiyor bu bilgisayar. Çok mu yüklendik ne ama o da hiç olmadık zamanda su koyuverdi desem hiç de abartmış olmam ama. Sen kalk durduk yerde kitlen, don, kal. Önce "geçer" dedim.. Başka yoldan bir trip atıyor herhalde artık diye düşünüyordum ki baktım durum gerçekten ciddi. Ortak bir kararla aldım elime kasayı doğru bilgisayar teknik servisine. Burda en büyük hatayı yapmış bulundum tabii. Eve en yakın olanına gitmeyi seçtim her nedense... Ve o her türlü tetkikten geçerken başında bulundum. Ve bu kadar üzerine titrememe karşın uyanık teknisyenin her türlü kurnazlığına maruz kaldım. Yok gücü bitmiş de. Tamam değiştir dedim... Yeni güç taktı... Olmadı... Anakartta sorun var, anakart çalışmıyor dedi. Ona da tamam dedim. Güya elindeki az kullanılmış ama benimkinden daha iyi olduğunu söylediği bir anakart taktı. Tüm günüm o teknisyen bilgisayarımın orasını burasını kurcalarken başında beklemekle geçti. Ve akşam saatleri eve döndüm formatlanmış bir bilgisayarla. Artık iş başa dişti dedim. Çocuklar gelmeden olabiliğince eksikleri yeniden yüklemek gerekiyordu. Açtım bilgisayarı... Aman o da ne? Nerde benim eski bilgisayar. Ağır, yavaş sanki hasta biri var karşımda. Sanki bir yabancıya dokunur gibi elimi çektim fareden. Tam bu sırda Yönetmenim gelmez mi? Geceye doğru ilerleyen bir saat geldiği saat de. Çocuk anca gelebilmiş eve. Hemen oturdu çöktü bilgisayarın başına... 
İlk sözü:
BU ne? 
Eline fareyi almasıyla içindeki teknik duruma bir göz gezdirmesi yetti canımı sıkmaya gece gece...
Nerde benim ramlerim diye söylenmeye başladı. Nasıl ya?
Evet... Teknisyenin kendisinin de bana söylemiş bulunduğu ramler yerinde yeller esiyor. Lütfen bir ram takmış, diğerlerini kendine saklamış. Birde bana dönüp bu girişin ne işe yaradığını anlamadım demişti:)) Şaka gibi ama böyle dedi... Bizim yönetmen baktığı gibi gördü eksikliği. "Nerde benim kamera ve ek harddisk girişim?" dedi... Bendeniz de  "aaa o muuu?" diye zevzek zevzek geveledim durdum. Velhasılı kelam şu sırada o berbat anakartla buraya zar zor ulaşabildim. Bugün kısmetse o anakarttan kurtulacağım. Elbette yine hızlı bir bilgisayarımız olacak elbette. Ama beni asıl üzen içimizde fırsattçı insanlar. Adam benim biligisayardan çıkarttığı parçaları el çabukluğu ile bi bakıyorum kendine alıyor. Ve yine bana sormadan parçalar da söküyor. Ki ben kaç yıldır gözümü açıp olabildiğince teknik donanımı aanlamaya algılamaya çalışıyorum. Kimbilir daha bilgisayarının kasasını hiç açmayı beceremeyen insanları nasıl kazıklıyor bu türden kişiler. Düşünüyorum da biz milletçe galiba bu tür küçük hesap insanlarına çok fazla fırsat veriyoruz bizi keriz yerine koymaları için. 

2 yorum:

NAZLICA dedi ki...

Aynen katılıyorum sana Şirinciğim. Sanki kendilerinden başka bu işten anlayan yokmuş havası ile sorun basitse bile farkedilmemesini sağlıyorlar. Kolayca halledilebilecek bir sorunu uzatıp daha arızalı, çalışmaz, yenilenmesi lazım falan ayaklarına yatıyorlar. Yakın zamanda benim de başıma geldi.Bunlarla uğraşmak insanı geriyor. Kolay gelsin canım öptüm.

esintiler... dedi ki...

Ah ah bu yazımdan sonra daha neler yaşadım şu uyanık kendini pcci sanan veletten Nazlıcığım bir bilsen:)Her mesleğin içinde ne yazık ki öyle çok ki bu tür insanlar. En kötüsü de işini gerçekten hakkıyla yapan insanlara da güvensizlik duygusu ile bakmamızı sağlıyorlar. İşin beni en çok üzen tarafı da bu aslında...