Cumartesi, Eylül 15, 2007

HATIRLAMA SEVGİLİ! BÖYLE DAHA İYİ!


Artık televizyon demek akşamları dizi film izlemek demek oluyor... Herkes birbirne soruyor:”Senin dizin hangisi?” Yakında kişilik testlerini de kişinin izlediği diziye göre yapacaklar... Benden uyarması... Dizinizi doğru seçin! Ben de bir zamanlar çok diziye takıldım bağlandım ne yalan söyleyeyim... Ama artık benim için olmazsa olmaz, izlemesem ölürüm vallahi gibilerinden izleyicisi olduğum dizi yok... Kendi yaşamımın gidişatını izlemek daha heyecan veriyor galiba artık banaJ Şimdi nerden zıpladım durup dururken bu konuya derseniz? Malum yeni sezon açıldı televizyonlarda... Okullar açılıyor... Havalar soğuyor... İnsanlar eve kapanıyor... Neden kapanıyorlarsa eve... Bu da ayrı bir konu... Daha sonra buna da değineceğim... Gündüz haldır haldır yemek ve kadın programları... Kim kimi ne yapmış... Ağız dalaşı programlar... Mahalle kadınlarının stüdyolarda şebekler gibi kullanıldığı özel hayatların didik didik edildiği mide bulandıran sözde programlar... Sedalardan, Peteklerden programcılar olan bir ülke burası... Haklılarda aslında... “Alem buysa kral benim” diyorlar... Halk bu! Programcısı da, sunucusu da bu... Düşünün artık program yapıyorsun ama türkçe bilmiyorsun... Küçük bir ayrıntı ama benim için çok büyük... her duyduğumda irkiliyorum...
Yazılırken “değil” yazılır amma velakin okunurken ve de söylenirken “diyil” denir... Cahil halk televizyonlarda öyle çok mikrofonu eline aldı ki artık yanlışlar doğru kabul edildi... Bakıyorum kimse artık “diyil” demiyor... Gitti benim dilim... Basa basa DEĞİL diyorlar... DEĞİL diyil yahu.... DİYİL! Bilmediğim konuda asla ahkâm kesmem... Ama bu değil yazılıp diyil söylenmesi gereken sözcüğünde yok olup gitmesine izleyici kalamadım... Çünkü şimdi büyük bir çoğunluk yurdum insanı yahu biz yanlış mı biliyoruz yıllardır bu sözcüğü diye kendilerini suçluyor olabilirler... Hayır efendim siz yanlış bilmiyorsunuz... O mikrofonu elinde tutanlar yanlış biliyorlar... Şimdi çıkmalıyım bu Türkçe’yi doğru kullanma konusundan... TDK nasıl uğraşıyor da bir adım gidemiyor ben garip mi halledeceğim...
Benim bugün kurcalamak istediğim konu diziler... Din, aşiret, töre ve de güneydoğu kokan dizileri baştan çizerim... Zıp zıp zıplarım... Kurtlar Vadisi ve de taklitlerini dizi kategorisine hiç sokmuyorum... Onlar büyük planların küçük parçaları... Onlar tam bir vurucu tim... Bir halk böyle yok oluyor...
Bir dizi vardır geçen sezondan devam eden... “Hatırla Sevgili”... İlk bölümüne bakakalmıştım... Tango beni Fenerbahçe’de geçen bebeklik yıllarıma götürdü... Sanat yönetiminin üstün uğraşları sonucu divan örtüleri dahi o yıllara aitti... İster istemez takılmıştım ilk bölüme... Yanlızca görüntüler beni cezbetti... Saç kesimleri, krepeli saçlar... İnce belli kadınlar... Kloş etekler... Ada ve fayton... Mis gibi krema kokan eski İstanbul pastaneleri... Akide şekerleri... Köşkler, fakir mütevazı ama gururlu insanlar... gözümün önünden geçti gitti bu dizi başladığında... Hep kendi alt beynimdeki kayıtlara ulaştım uzunca süre... Ama sonra olayın politik yönlerine dönünce konu... İster istemez taraf oldum... Annesi babası, dedesi anneannesi İHTİLÂL YÜZÜKLERİ takan, daha anne karnındayken babası Turan Emeksiz’in yanıbaşında atlı polise taş atan bir adamın başkaldıran bir adamın kızıyım ben... Onlar 60 Devrimi ile bu ülkenin başına bela olan kişilerden kurtulacaklarını sanmışlar... Ama heyhat! Yıllar yıllar sonra bakın görün ki... Menderes geldi İstanbul’un orta yerine babalar gibi çakıldı... Yok ettiği İstanbul’a hem de...Ardından yine bu ülkeyi aynı yollarla peşkeş çeken Özal da yanı başına çakıldı... İşte acı olan bu... Bu Hatırla Sevgilim adlı dizi de baştan aşkla meşkle başladı... İki aile üstüne kurgulanmış olaylar... Bir CHP’li, bir de komşu DP’li aile... Tam bir Romeo Jülyet... Olmaz da olmaz... Dizinin dün akşamki bölümünde biraz Cengiz Aymatov mu gördüm ne?:))) Selvi boylum, al yazmalım...


Menderes’in sütten çıkmış ak kaşık halleri beni çok rahatsız ettiğinden izlemeyi kestim diziyi baştan... Tomris Giritlioğlu’nun topumun aydınlanması(!) uğruna verdiği büyük savaşı daha önce KURŞUN YARASI’nda da görmüştüm... Sakın bu aydınlanmanın ardında dizinin çok bilmiş danışmanları(!) ve de SOROS olmasın? Buram buram SOROS ya sa AB kokusu alıyorum... İyi koku alırım da... Yersen dediler ben yemedim bu diziyi... Gel zaman git zaman büyük oğlum oyunculuk eğitimi aldığından teklifler gelmeye başladı... Bir anne ya da onu büyütüp emeği geçen bir insan olarak bazı önerilerde bulundum kendisine... Dinci, irticai, aşiret, töre ve dahi güneydoğu içerikli işlerden uzak durmasını yanlışlıkla dahi olsa bu tür oluşumlardan uzak durmasını önerdim kendisine... Dinledi beni sağolsun... Kendi de aklı başında, doğruları olan bir genç adamdır... Ben demesem bile asla yapmacağını bilirim ama işte anneyiz ya... Tutamayız dilimizi... Gün geldi “hatırla sevgili” den bir karakter oynamasını istediler... Araştırdı, düşündü ve oynamaya karar verdi... Burda konumuz oğlum kim olduğu değildir... İşte ben bu yüzden dün akşam yeni sezonun ilk bölümünü izlemek için tv başına konuşlandım... Bu yüzden Nazarlık’la oynadığım oyunu bile yarım bırakıp kalktım pc başından... Bekle bekle dur... Yahu içim bayıldı... Park sahnesindeki planlar bitmiyor... Bu Yasemin neymiş de haberimiz yokmuş... Herif amma da suçladı durdu kızcağızı... Hallaç pamuğu gibi attı... Tüm psikolojim altüst oldu... yahu sen genç kızla yat kalk, kızı hamile bırak... Arkanı dön ve git... Kızcağız çocuğunu doğursun ve de O’na Necdet gibi aslan bir baba bulsun... Sonra kalk gel hesap sor... Tamam sorgulama yaptırılmak isteniyor izleyiciye... Güzel... Ama bu kadar uzun sürer mi ya... Ya Deniz’in koma halindeki sahnelerindeki sevgilisi rolündeki o maymun suratlı estetiklerin bile yetersiz kaldığı Yılmaz Erdoğan’ın karısına ne demeli... Bir insan ancak bu kadar çirkin ağlar herhalde... Bu çirkinliği bu kadar yakın plan çekmenin ve de bu sahneleri bu kadar uzun tutmanın ne alemi varmış acep? Yakında görün ki Yılmaz Erdoğan’ın karısı lakaplı şeyh sait torunu bu hatun bir başka dizide başrole hop oturacak... Burnum koku alıyor... Gün onların günü... Ben böyle kös kös kucağında üzümler gözlerim ekranda evde tek başına dizi izlerken zırp pırt araya reklam giriyor... Hiperaktifim ya... Çıldırıyorum... Kalkıp bişiler yapmalıyım... Makinadan çamaşırları çıkarmam ve yeniden çamaşır yüklemem gerek... Çıkardığım çamaşırları bir koşu asmaya balkona çıkıyorum... Şimşek hızı dönüyorum... O da ne? Oğlum ekranda... Tam bakarken ... Gitti... İşte bu kadar...
Benden sana bu kadar reyting Hatırla Sevgili...
İzlediğim bölümde hiç de gerçek olmayan olayları yanlı taraflı görmek beni çok ama çok rahatsız etti... Ben de o devri bir gazeteci çocuğu olarak birebir yaşadım... Çok güçlü belleği olan bir insanım...
Neden solcu öğrencileri sanki çok doğrular olarak, sağcı öğrencileri de faşist olarak göstermek gayreti?
Faşist dediğiniz öğrenciler “NE AMERİKA, NE RUSYA, NE ÇİN! HER ŞEY MİLLİYETÇİ TÜRKİYE İÇİN!” diye bağırıyorlardı.... Türk bayrağından başka bayrak taşımadılar ASLA!
Oysa o günün solcuları Türk bayrağını tanımıyorlardı bile... Onların ellerinde Kızıl bayraklar vardı... Deniz Gezmiş İstanbul Üniversitesi’ni işgal ettiğinde arkadaşlarınla kocaman bir kızıl bayrak asmıştı binaya... Babamın genel yayın müdürü olduğu gazetenin muhabiri kızıl bayrağın resmini çekince muhabir militanlarca dövülmüş, fotograf makinası da kırılmıştı... Bunun üzerine babam büyük bir öfkeyle Sultanahmet’deki gazete binasından derhal Laleli’deki fakülte binasına gitmiş... Polislerin arasından geçerek kapıdaki militanlarla görüşmüş... Kendilerine derhal liderleriyle görüştürmek istediğini söylemiş... Deniz Gezmiş’e haber verilmiş... Babamla görüşmeyi kabul etmiş... Resminden önce babamın betimlemelerinden tanıyordum Deniz Gezmiş’i... "Aslan gibi heybetli bir adam çıktı karşıma" demişti babam... Sırım gibi delikanlı... Yüksek tavanlı fakülte koridorlarına dahi sığmıyordu sanki... O’nun bu heybetini görünce daha da kızmıştım demişti... “Yazık değil mi sana? Bir kızıl bayrağa mı değişiyorsun AY YILDIZ’ını! Üstelik hem asıyorsun tüm cesaretinle, sonra da işi yanlızca haber yapmak olan masum bir muhabiri dövüp milli servet olan makinasını kırıyorsun? Senin öfken hırsın kime?” Susmuş babamın karşısında Deniz Gezmiş... Yüzünü yere düşürmüş... Haklısın Ağabeyim demiş... Yanlış hatırlamıyorsam babamın çıkışından sonra fakülteye Türk Bayrağı asılmış işgal süresince.... Belki de bu yüzden asıldı Deniz Gezmiş?

5 yorum:

nazar dedi ki...

Şirincim.
Ben dizi izleme ama bu dizi benim izlediğim tek dizi...
Dizide herşey buluyorum,.dizide her iki tarafında yanlışlarını ve okumuş bir neslin nasıl yok edildiğini anlatıyor. Sen tamamını izlemediğin için taraflı diyosun. Mutkala taraf olduğu yerler vardır, ama bana göre izlemeye değer...
Ama karakter testine katılıyorum..
star da ve show da asla dizi yada program izlemem...
güney doğu, mafya, köylü, varoş dizilerini de izlemem...
Benim izlediğim diziler ya konusu güzel olacak, yada nasal misali saçma bir konusuda olsa, güzel kızlar, güzel mekanlar, yakışıklı erkekler bulunacak...
Şimdi sayın falcı;
benim karakterimi okuyabildiniz mi?

esintiler... dedi ki...

Nazarcığım;
Senin karakterini okuyalı yıllar oldu malûmun... Sen tam bir ajansın... İşin gücün sırlar yaratmak vede sırlar çözmek... Böylesi ülke tarihini çarpık da olsa elen alan bir diziyi asla kaçırmayacağını biliyorum... Kötü de olsa seyredecekisn... Benim gibi aptal romantikler ise o güzelim tangoya ve de ada çamlarının altındaki buselere atfen bakarda bakarlar bu dizilere.. Yani her nabza şerbet var bu dizide.... Bu yüzden reyting alıyor galiba...

nazar dedi ki...

sen yinede izle!!!
iyi yada kötü eleştirilerimi seninle paylaşmak, en az dizi izlemek kadar zevkli...

dilara45 dedi ki...

Merhaba Şirin,zevkle izlediğim bir diziden senin de bahsetmen hoşuma gitti doğrusu...Dizinin en güzel yanı ,bizim de yaşadığımız o günleri hatırlatması cabası...bir de sevgili arkadaşım tesbitlerin çok güzel ve yerinde...sanırım birçok şeyi doğru okuyorsun ve bunda gazeteci bir babanın kızı olmanın katkısı vardır.

Adsız dedi ki...

üniversite işgali sırasında dikilen kızıl bayrağın üstünde öldürülen vedat demircioğlu isimli öğrencinin resmi vardır ve işgal boyunca bu bayrak asılı kalmıştır hiç inmemiştir.ya babanız size hikaye anlatmış ya da siz burada hikaye anlatıyorsunuz.siz bence babanızı dinlemek yerine biraz da o zamanlara dair araştırmalar yapın madem gazeteci kızısınız bakın bakalım öldürülen öğrencilerin katilleri kimmiş?milliyetçi türkiye ne demek onu da anlamadım bu nasıl faşizan birşeydir böyle övereke yazıyorsunuz ayrıca yine kısa bir araştırma yaparsanız sağın türk bayrağından başka bayraklar da taşıdığını görürsünüz mesela ülkücü liderlerin amerikalı komutanlarla çekilmiş amerikan bayraklı resimler.
tekrar bayrak meselesine dönelim davası uğruna ölümü göze almış bir devrimci babanızın bir iki lafıyla mı bayrak indirecek?devlet o kadar dedi özür dileyin idam etmeyelim sizi diye bir kez olsun özür dilemediler.lütfen rivayetlerden vazgeçelim.
başlığı hatırlama sevgili koymuşsunuz çok normal bu kadar cinayetten katliamdan sonra hatırlamak istemezsiniz bazı şeyleri tabi.maraşta çoluk çocuk demeden insanlar en vahşi şekillerde öldürüldüler bunları hatırlamayalım yani öyle mi? maalesef unutulacak gibi değil her zaman hatırlayacağız.so olarak da size bir önerim var 68 kuşağı ile ilgili birkaç kitap okuyun ve biraz aydınlanın.özellikle 6.filo olaylarını okuyun denizler amerikan askerlerini dolmabahçeden denize dökerken sağcıların öğrencilere saldırıp 20 insanımızı nasıl öldürdükleini okuyun.kim kime hizmet etmiş bir okuyun lütfen.saygılarımla...