Pazar, Mayıs 13, 2007

ANNE OLMAK!

Daha bebekken başladık biz kızlar anne olmaya... Daha bebekken elimize verdiler bebekleri... Anneanneme gittiğimde ve de bebeğimi evde unuttuğumda yastıklardan bebek yapardı hemen alelacele anneannem... Nasıl kodlamışlar bize anneliği... Aha böyle işte... Neden bebek vermişler elimize... Elimize bebek vermeselerdi anne olmayacak mıydık? Ya da elinde bebeklerle büyüyenler çok mu iyi anne oluyor daha sonra?

Bir durum vardı benim ailem tarafından gözlemlenen... İki kız kardeşiz ya biz... Onbir ay var aramızda.. İkiz gibi büyütüldük... Aynı giysiler giyerdik... Ayakkabılar aynı... Kurdelalar aynı renk... Eee elimdeki bebeklerde hep aynı... Tutuşumuzdaki ayrıcalık dikkat çekiydi yalnızca... Ben bebeğimiz olağanüstü korumacı bir şekilde taşırdım... aklım çıkardı “ya bir yerine bişi olursa...” Kimsenin el sürmesine izin vermezdim... Yalnızca anneannem ve annem bebeğimi elleyebilirdi... O da anneannemin singerinde diktiği giysileri denemesi, annemin de ben yokken göz kulak olması için... Kızkardeşim de sağolsun:) bebeğini ayacığından tutar, saçlrı yerleri süpürür halde taşırdı... Sonra fırlatır atardı bi yerlere... Benle evcilik oynamak yerine anneme gider bırakırdı bebeğini... “Ben kocamla sinemaya gidiyorum... Sen de bebeğime bak emi” derdi :) Anneme de gelirken çay fincanları getireceğini söylerdi... Her sinemaya gidişinde yeni bir porselen çay takımı beklerdi annem kızından...:) Ben ise elimde bebeğim kalakalırdım orta yerde... Yahu biz beraber oynamıyor muyuz? Kıza bak gitti sinemaya... Ben gidemezdim... İşte o zaman derlerdi, bu kız nasıl anne olacak acaba? Bize daha oyuncak bebeklerini bırakmıyor... Gerçeklerini ne yapcak acaba?

Şaka bir yana böyle oldu bana annelik hep... Ben çocuklarım oluna hiç onlarsız gidemedim bi yerlere... Hep baş koşulumdu ... “Çocuklarım olmadan asla!” Çocuklar daha okul öncesi dönemde... Arkadaşlarla Ferhan Şensoy’a gidilecek... Tiyatroya bile kabul ettirdim en sonunda... Garanti verdim... Çık çıkmayacak... Küçük oğul güzel güzel güldü, alkışladı oyun boyunca... Büyük oğul da çok bi güzel uyuduydu koltuğunda... Ben de böyle izlemiştim oyunu... Bu kopamamazlığımdan çok mu mutluydum sanki... Hayır... Bir zaman sonra okullu yıllar başladı... Ben de yeniden okula başladım çocuğumla... Bana ilk dersi ilk teneffüste verdi velet... Ben okul bahçesinde O’nun dışarı çıkmasını bekliyorum... Beni gördü ve koşa koşa yanıma geldi... “Sen hâlâ burda mısın? Neden eve gitmedin?” Ben ise beni özleyeceğini arayacağını düşünüyordum... “Ya ağlarsa beni göremezse birden bahçede” diye... Oysa durum farklıydı... Ortada bir sürü mini mini 1’ler ağlarken ben ağlamaktaydım oğlumun yerine... Bana “eve gitmemi” söyledi kibarca... Okul çıkış saatini öğrenip o zaman gelmeliymişim okula... O da artık bensiz olarak şöyle ağız tadıyla koşmalıymış okul bahçesinde... Daha bir ders öncesine kadar hiç tanımadığı arkadaşı geldi yanına... “Hadi gel bahçeye oynamaya gidelim..” “Hadi anne sen eve git! Hem kardeşim de uyanır şimdi, ağlar seni göremezse...”El salladı bana oğul... Ben okulun ilk günü ilk dersimi alıp döndüm eve... Bırakamayan bendim oğlumu okula...
Çocuklarım beni büyüttüler, çoğalttılar geliştirdiler... Onları dinledim hep... Çoğu çözülemez sorunumu büyüklerin aklıyla değil çocukların temiz yürekleriyle çözmeye çalıştım yıllarca... Onlara ne olmaları gerektiğini söylemedim... Ne olmak istediklerini sordum sözlerle gözlemlerle... İçlerini tanımalıydılar çevrelerinin beklentilerinden önce... Çevrenin kuralları tabuları, onların içlerindeki tomurcuklara asla zarar vermemeliydi... Daha filizken kırılmamalıydı dalları... Zoru çok zordu yaşadığımız toplumda böyle davranmak aslında... Çünkü ben de o toplumun kurallarıyla tabularıyla büyütülmüş bir anneydim... Şimdi yaşadığım zorlukların tadını alma dönemi başladı sanki... Dün gece Konservaturarın bu yıl mezun olacak öğrencilerinin oyunu vardı Kenter Tiyatrosu’nda... Büyük oğul küçük bir rolle katılmış arkadaşlarının bu mutlu gününe... O’nu her sahnede izlediğimde nasıl mutlu oluyorum... Hani gurur diyorlar bazıları buna... Yok öyle değil... Pay çıkaramam kendime asla... O kendini koyuyor ortaya... Benim parçam ama benden ayrı bağımsız O! Böyle düşünüyorum ki O bir birey olabilsin... Final bölümünde ayakta alkışlandılar dakikalarca... Teşekkürlere sıra geldi... Sahnedeki öğrenciler tek tek hocalarına teşekkür ettiler... Sonra Oya döndü oğluma baktı:
“Çok özel arkadaşımız CHE’e çok ama çok teşekkür ediyoruz herkesten ayrı, tek O’na!” Büyük bir alkış... Oğul kaçar gibi yapmaya çalıştı utanarak... Sonra geri döndü sahneye... İzleyicilerin önünde saygıyla eğildi yine... Benim gözlerim buğulu... Sonra (çok özür diliyorum adını bilmediğim delikanlıdan) oyunculardan bir delikanlı aldı sözü...
“Ben buradan anneler gününe saatler kala bir şey söylemek istiyorum” dedi... “Türkiye’de ne yazık sanata bakış açısı tabularla belirlendiğinden çocuğuna sanat eğitimde destek veren bizleri anlayan başta özellikle annelere ve ailelere buradan teşekkür ediyorum...”
“Teşekküre teşekkür ederim genç adam! Ben de çocuklarımı kendime doğurmayan bir anne olarak şöyle diyeyim o zaman! Bu ülke ne zaman aydınlanır ve dünyayı aydınlatır?
Sanat’a ve bilime ne kadar çok kaynak ayırırsak o kadar çabuk aydınlığa ulaşacağız... Ben doğurduğum kaynaklarımı SANAT’a yatırdım... Karşılığında da çok kazandım, kazanmaya da devam ediyorum... “
Oyun bitti... Kenter Tiyatrosu kapısındayım... Nasıl mutluyum... Cadde esiyor püfür püfür...Işıl ışıl... Karşımda Harbiye... Sarı uzun saçları, yeşil ela gözleriyle oğlumun Aslı Hoca’sı karşımda... Sıcak bir kucaklaşmadan sonra bana övgüler... “Ne güzel bir çocuk yetiştirmişsiniz...”
“Yok” dedim....
Ben değil, o beni yetiştirdi!
“Biliyor musunuz ilk kez oluyor böyle bir şey!” dedi..
“Nedir ilk kez olan?” dedim...
“Bir öğrenci teşekkür kısmında adınla sanınla mezun öğrencilerden ilk kez böyle büyük bir teşekkür alıyor!”
İşte o an nasıl mutlu oldum... Yaşıtları, arkadaşları tarafından böylesine takdir edildiğini görmek ve bunun yalnızca oğluma özel bir durum olduğunu öğrenmek... Gurur duydum...İşte “gurur” bu olsa gerek... Çünkü o yaşıt arkadaşlarıyla artık yaşam boyu bir yol yürüyecek... Ne güzel arkadaşları var... Ölsem de gam yemem... Oğul sahne teriyle geliyor yanıma... Bir yandan hocası bir yandan ben tebrik ediyoruz kendisini... Önümüzdeki hafta Vişne Bahçesi’nde bir daha izleyeceğim oğlumu... Taksim’e gidiyorum oğlumu arkadaşlarıyla bırakıp...Taksim’de yorgun yönetmenim beni bekliyor.... Geceler ah geceler... Taksim meydanı ışıl ışıl... Ben geldim Burger King’in önüne ama yok ortalarda küçük oğul... Çaldırıyorum ama açılmıyor cebi... Bakıyorum yönetmenim karşımda... “Anne” diyor bana...
“Ha oğlum”
“Ne olur şu çantayı sırtımdan usulca al” Bir gün önce Kilyos’da çekim yapaken öyle yakmış ki omuzlarını... Acısı yüzünden belli...Elindeki omzundaki çantalardan ikisini ben alıyorum... tıpkı ilkokul çantasını taşır gibi...
“Anne, acıktım!”
Tıpkı küçükken gibi:)
Sıraselviler’deki Bambi’ye dönüyoruz Bambino’mla bişiler yemek için...
Anne olmak güzel şey!
Ama bir gün değil, hergün!

4 yorum:

sureyyam dedi ki...

Heyttt be:) işte budur...büyürrün besledin ..tiyatro sahnesinde seni değeri hiçbir şekilde belirlenemiyecek gururla bıraktı ya....)zenginliğini anlıyorum Şirinem...Bende bu duyguyu bir başıma hayat mücadelesine girişip sıfırdan .. o Sabancı kültür merkezinde yapılan diploma töreninde kelebeğimin üniversiteyi ikincilikle bitirip diplomasını rektörlerinin elinden aldığuı gün yaşadım..çok azdık... babaannesi ve ben...bir arkadaşım ve kelebeğimin bir arkadaşı..herkes sülale boy gelmişti..ama..kalabalık olan bizdik...gözyaşlarımız biribin yaptı..seni çok iyi anlıyor ve harika oğluşunu kutluyorum..bende gururlandım oğlumuzla...ee kimin oğlu o...
Hatırladım birde yastıkların belini tülbentle sıkar bebek yapardık..))) çok yaratıcı imişiz çokk..) sen çok yaşa şirinem.. seni seviyrum arkadaşım

KANARYA dedi ki...

Biraz geciktim ama gün daha bitmedi; anneler gününüz kutlu olsun Şirin Teyze!

NAZAR dedi ki...

Gururlanmadım diyorsun ama bence gururlan, çünkü bunu hak ediyorsun.
İlkokuldan beri kendine güvene çocukların olmuş. O güveni her anne veremez çocuğuna...
Bence bir çocuğa verilmesi gereken en değerli vasıf kendine güvenmektir. Gerisi kendiliğinden gelir..
Çok tebrik ediyorum, onuda senide kutluyorum. Bir annenin alabileceği en güzel hediyeyi almışsın oğlundan...
YOLU AÇIK OLSUN. ONU SAHNEDE GÖREBİLMEK BİZLERE VE TÜM TÜRKİYE'YE TÜM DÜNYAYA KISMET OLSUN... hoşçakal...

NAZLICA dedi ki...

Şirinciğim ne müthiş duygular yaşamışsın, anne olmak bir ayrıcalık gerçekten.Senin söylediğin gibi bütün kızlar çocukken anne olmaya kurgulanıyor, işin içine iç güdüleri de katarsak daha çocukken annelik rolünü ezberliyor.Sonra tut tutabilirsen. Yemez yedirir, giymez giydirir,karşılık beklemeden özveri ve büyük emekle yıllarca didinir durur. Bu ölene kadar devam ediyor. Dilerim hep iyi günlerini, başarılarını gör ve onlarla daima gururlan canım. Anneler Günün kutlu olsun Şirinciğim.