Çarşamba, Ocak 31, 2007

31 OCAK ve DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ....



Bugün 31 Ocak!
Takvimden bir yaprak kopardım... Saatli Maarif’de 31 Ocak günü yaprağında şöyle yazıyor:
Hamsin’in başlangıcı! Fırtına!
Of aman of! Kış daha yeni başlıyor desenize... Arkasına geçiyorum takvim yaprağının...
Hamsin Arapça’da 50(elli) demekmiş... Kış mevsiminin soğuklarını dönemlere ayıran eski takvimciler, Erbain’in sona erdiği günden sona gelen 31 Ocak gününü hamsin’in ilk günü saymışlar... Hamsin 20 Mart’ta sona erecekmiş... Bakalım gerçekten de 20 Mart’ta sona erecek mi? Ben ne Haziranlar bilirim de hala mantolarla gezerdik:)Aman da aman; yaşımı ele vereceğim yahu!
Ama kış kışlığını yapsın değil mi? Yoksa yazı zor göreceğiz... Baksanıza Avustralyalı bilim insanları dünyanın sonunun bu gidişle 2080’de gelebileceğini söylüyorlar... Artık gözle görülür bir şekilde yaşadığımız iklim değişikleri bu hızla giderse başlangıçta Afrika kıtasında olmak üzere milyonlarca insanın kuraklık ve de buna bağlı olarak açlık ve susuzluktan öleceklerini söylüyor... Yalnızca insan kayıpları olmayacak kesinlikle... Bitkiler ve de hayvanlarda ölecek! Yahu biz insanlar ne menem bir yaratıklarız... Bari yalnızca kendimize zarar verip de yok olup gidelim... Dünyadan ne istiyoruz... Üstelik ölenlere de bu küresel ısınmayı yaratanlar değil en masum şekilde tıpkı hayvanlar gibi doğal dengeye uyum halinde yaşayanlar olacak bana göre...
Canavarlaşmış ABD ve de Avrupa ülkeleri de bu iklim değişikliklerinden kesinlikle zarar görecekler ancak masumlar kadar da ağır fatura ödemeyecekleri apaçık değil mi?
Bugünün takvim yaprağında matbaanın Türkiye topraklarına girişinin de 278. yıldönümü olduğu yazıyor... İşte gelişmişlik ve de dünyanın efendisi olma hakkını ellerine geçirmenin bir nedeni de bilim ve teknolojiden aynı zaman dilim içinde yararlanamayaşımız olmuş... Bizden çok daha geri ve de bağnaz yaşayan kıta Avrupası matbaanın kullanılmaya başlanması ile reform ve Rönesans dönmelerini yaşamış bizler ise matbaayı ancak yüzyıllar sonra tanıyabilmişiz...
Ha şu tarihi gerçeği ben yine not edeyim... Baskı tekniğini ilk kullanlar Çin’lerdir... demek ki ışık Doğu’dan yükselmiş... Guttenberg de bu güzel ışığı alıp topraklarına taşımış ve de ilk matbaa makinesini yapmıştır...
Tarih nasıl yazı ile başlıyorsa matbaa’nın; Türkçe’si ile basımın yayılması toplumun okur yazar sayısının artışına neden olmuştur... Bizlerin uygarlık taşıdığımızı düşündüğümüz daha tuvalaet kültürü bile edinememiş Avrupa insanı okuyup yazarak sanata ve bilime ulaşmış... Bu yolla Engizisyon Mahkemelerinden ve de derebeylerden kurtulmuşlardır... Kurtılmuşlar da ne yapmışlardır? Afrika’ya, Asya’ya, Avustralya’ya ve de Amerika’ya pupa yelken açarak bu toprakların insanlarını büyük kıyımlardan geçirerek katletmişlerdir... Toprakların tüm zenginliklerini Avrupa’ya taşımışlar sağ kalan insancıkları da köleleri yapmışlardır!
Bizler de bugünler yaşadığımız topraklarda bu durumları izlemiş durmuşuz aynı bugün gibi... Bize de yavaş yavaş kapitilasyonlarla gelmişler ve de bu süreç Kurtuluş Savaşı’na kadar sürüp gitmiştir...
Bizde baskı makinesini ilk kullanan İbrahim Müteferrika’dır... Kendisi Lale Devri döneminde bu topraklara getirmiştir matbaayı... Ancak O’nun getirmesiyle olay hemen kabul görüp yayılmamıştır... O günlerde çok pahallı bir teknoloji olduğundan ve de ne yazık ki halktan istekte olmadığından matbaa bizde çok da yaygınlaşamamıştır... Bu durumda Batı’nın hızla sanatta ve de teknolojide ilerlerken toplumumuzun geride kalmasına neden olmuştur...
Büyük Atamızın büyük uğraşlarıyla yaptığı Harf devrimi ve de eğitim seferberliği nasıl da “on yıl onbeş milyon genç” yaracak mucizeyi yaratmışsa da gelin bugün ki halimize bir bakalım...
50’lili yıllardan beri Halk Evleri ve Köy Enstitülerinin kapatılması ve de İmam-hatiplerin açılması ile ileriye doğru giden bir toplum nasıl da geriye doğru çark edilmiş... Bilimle sanatla yoğrulması gereken gençlerimiz bugün ne haldeler? Eğitimde birlik var mı? Kadın-erkek eşit mi? Ülkemiz insanları kadın olsun, erkek olsun bireysel hak ve özgürlüklerinin ne olduğunu, sınırlarının ne olduğunu biliyorlar mı? Çocuklarımıza hangi kavramları nasıl öğretiyoruz! Kimler çocuklarımızı nasıl eğitiyor? Bizi kimler yönetiyor? Bizi yönetenleri biz mi seçiyoruz?
Oy kullanmamayı demokrasi sanan insanlar var aramızda...
Konu nerelere sarktı yine!
Muhtarlıklarda asılan seçmen listelerine gidin bir bakın diyeyim bari...
Bugünlükte bu kadar benden....
Sonucu olmayan bir yazı.... Düşünelim biraz...

2 yorum:

İzmirim-Deniz dedi ki...

Merhaba arkadaşım,demek tedbil-i mekan yaptın,sen nasıl mutlu,huzurluysan ,orada ol,ama unutma hep ben takibindeyim.Çok fazla vaktim olmuyor ,bazen arayı açabiliyorum ama asla unutulmuyorsun,bunu bil emi?

Deniz dedi ki...

Selam canim:))
Severek yedigim ama aslinda özledigim hamsi hakkinda bilgim biraz daha artti sayende. Yazina gelince arkadasim, ne desemki tamamen benim de dusuncelerim. Hepsine katiliyorum. Neredeydik, nereye gidiyoruz. Sevgiler.