Çarşamba, Ağustos 22, 2007

Hangi birimizi kovacaksın Tayyip?

Artık çizmeyi aştılar ki ne aştılar... Sustum uzunca zaman... Hadi bir de ben açmayayım ağzımı dedim...Konuşan konuşuyor yazan yazıyor dedim...Ama sonucunda bende bu geminin içindeyim. Söyleyecek sözüm varsa -ki var- söylerim de yazarım da... Engel olabiliyorlarsa olsun bakalım RTE....Bekir Coşkun geçen gün yazsında Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı olması durumunda kendisini temsil edemeyeceğini söylemiş... Açıkça özce demiş:”Abdullah Gül benim cumhurbaşkanım olamaz!” Ve de ben bu sözün altına kerelerce imza atarım... Abdullah Gül benim de cumhurbaşkanım olmaz asla! Nasıl ki RTE başbakanım olmaz, nasıl ki AKP benim partim olamaz... Abdullah Gül de asla ve de katâ benim cumhurbaşkanım olamaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaz! Olur mu cumhurbaşkanı? Çıkar mı Çankaya Köşkü’ne? Olur da çıkar da... Şu an ki durum onu gösteriyor... Ama şu an ki durum... Gelecek ? Evet gelecek de bir gün gelecek! Bugünün tadını çıkarsınlar... Tüm şımarıklıklarını yapsınlar... Tüm küstahlıklarını göstersinler... Dökülsünler dökülebilecekleri kadar.. Böyle derken ne görelim... Külhanbeyimiz pek öfkelenmiş Bekir Coşkun’un “Abdullah Gül benim cumhurbaşkanım olamaz” sözlerine... Hem de ne öfke... “Tiz gitsin bu ülkeden demiş!” İyi ki “vurun kellesini” falan gibi sözler dememiş aşka gelip de... Hani kendini nerde görüyorsa zavallı....Şişmenin de bu kadarını tarih ender görür...Son seçimden sonra bir Avrupa Parlamentosu milletvekilinin de saptaması önceleri çoğu kişiyi kızdırdı... Laiklerin Türkiye’de artık azınlık olduklarını söyledi bu milletvekili... Ben katıldım doğrusu bu düşünceye... Katılmamak ne mümkün... Her sokağa çıktığımda bu acı gerçeği görüyorum, duyuyorum, tadıyorum... Kendi ülkemde kendi vatandaşlarım bana sürekli İspanyolca, Fransızca ya da Rusça konuşarak mallarını satmaya uğraşıyorlar... Ben Türkçe yanıt verince de şaşırıyorlar... Geçenlerde sokakta buzlar içinde taze badem gördüm... Sepete doğru yanaştım satın almak için... Yan tezgahtaki çocuk yanıma geldi... Ben daha konuşmaya başlamadan bademleri inceliyorum gerçekten badem mi diye... Süre geçti... Çocuk yutkunuyor malı satmak için... Yabancı dili yok... Başımı kaldırıp “ne kadar?” diye sordum... Çocuğun gözleri faltaşı gibi açıldı... bademlerin sahibi ilerden koşarak geliyor... yarı İspanyolca yarı İngilizce debelenerek... Çocuk adama sesleniyor: Yerliymiş! Türkçe konuşuyor.. AAAA... İşte böyle... Ben Türküm ama ülkemde Türk olduğumu algılayamayan insanlar çoğaldı... Beni bu ülkenin insanlarından ne ayırıyor? Ben ve benim gibiler neden farklı görünüyoruz? Bu soru kafama çok takılmaya başladı... Bu gibi davranışlar başıma o kadar çok gelmeye başladı ki son yıllarda... Boş vermemem gerektiğin karar verdim... Benim başıma gelen daha kaç kişinin başına geliyor bilemiyorum.. Ama ortada bir tuhaf durum var besbelli... Tuhaflık bende mi toplumda mı? İşte sorunun düğümü burada... Biz ülkede artık “farklı” insanlar hatta turist olarak görünüyorsak bu demek oluyor ki birileri bizleri resmen azınlık yapmış da haberimiz yok... Bundan sonra olacaklar artık çok da sürpriz olmamalı... Toplum hızla Cumhuriyet’in kazandırdıklarından uzaklaşmış geriye doğru bir devinim içindeyse ve ben gibiler azalıyorsa bu ülkde ben azınlığım demektir! Bunun başka açıklaması yok! Azsan azsındır! Yok “sen azınlık değilsin” ya da “biz azınlık değiliz asla” diye düşünenler var ise soruyorum!Nerde o zaman bu Cumhuriyet’in gücü, yaptırımları.?Nerde Atatürk devrimleri?Çok kafam karıştı çok...İyisi mi ben yeniden Atatürk’ün BURSA NUTKU’nu okumalıyım yeniden yeniden... Ben değil benim gibi tüm düşünenler okusunlar ve de gerekeni yapsınlar artık!
Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, “Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır” demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, “Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, “demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek”Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, “ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.”İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!
Mustafa Kemal Atatürk

2 yorum:

nazar dedi ki...

Evet Şirinim biz azınlığız, ama kaliteli azınlığız...
Kimselere kızmıyorum, kimseleri kınamıyorum, Annanem "bakma kötünün kusuruna, bilse iyisini yapar" derdi...

Bu cehalet, bu gericilik ne kadar süreer, ne zamana kadar sürer bilemem, Bildiğim şu ki; çıkabilmek için , biraz daha batmamız gerekiyor...
Seçimden sonra kendilerine mualif herkesi susturmanın bir yolunu buldular.
Emin Çölaşan, Emin Şirin, Ergün Poyraz, hepsine bi kılıf buldular.
Ama emin olduğum bir şey varsa; en büyük kazığı yine o cahil halk yiyor, çünkü herkesin ipi bir gün kendi ayağına dolanır...
hoşçakal...

NAZLICA dedi ki...

Sadece sabır diyorum Şirin. Bu ülkenin tapusu ne bir partiye, ne bir kişiye, ne bir topluluğa aittir. Zaman içinde maskeler düşecek gerçek yüzler çıkacak ortaya. Geçecek, geçmeli de.Öptüm canım.