Çarşamba, Mayıs 16, 2007

Akşam olurken İstanbul'da...

Akşam an be an yaklaşırken İstanbul’a.; hani tam kapıdan girerken karşılaştım böyle işte Kadıköy Rıhtımı’nda... İyi ki evde değilim yalnızlığım ve ben şimdi... Evde de batar güneş her akşam gelirken, ama böyle değil işte... Tam vapura yürürken yönümü, açımı değiştirdim birden... Rıhtımın demir parmaklıklı kenarlarında yer aradım farkında olmadan... Sanki ilk kez görüyorum bu batışı...Oysa kaç kez kaç kez battı güneş burda... Benim izlediğim kaçını batış bu... Hiçbir batış diğerine benzemiyor ama... Yatılı okurken yatakhanemin pencerinden izlerdim bu batışı en çok... Daha bi yüksekten, daha bir tepeden... Çok zor gelmezdi o zamanlar güneş batması, gurup... Basın Plajı’nda ise Menekşe’nin mor sularında batardı güneş hep... Ve hâlâ da batmakta... Babamın tam rakı saati olurdu bu zamanlar... "Vaktî- kerâhat" derler eskiler bu zamanlara... Tam demlenme zamanları... Demlenen demlenmekte, bense yola devam etmekte...Bizler olsak da olmasak da güneş her gün hep aynı yerde batmakta... Güneşin batışı mıdır hüzün veren, gelmekte olan gece midir?
Vapurun kalkış saati geldiğinde çoktan batmıştı güneş... “Nerdesin?” dedi telefondaki ses...”Vapurdayım...” Ne güvenli... Vapurdayım... “Vapurdayız “aslında ikimiz...Kimsenin anında ulaşamayacağı bir yerde... Yalnızlığım ve ben vapurda aynı koltuğa oturduk... Kimseler ayakta kalmasın istedik... Yalnızlığım çay istedi...
“Olmaz” dedim... Şimdi çay içerken ola ki konuşurum senle, gülerim sana bakarken... Sonra ne derler bana... Otur oturduğun yerde... “
Bu yalnızlıkla da öyle her yerde uluorta konuşamıyorsun... Ama ona da asla karışamıyorsun... O sürekli bildiğini okuyor... O konuşuyor ama sen ona asla “sus” diyemiyorsun...
Rüzgâr sert esiyor güvertede... Yalnızlık çok memnun... “Kalkma sakın, oturalım burada” diyor...
“Gitme şimdi kapalı alanlara... “
Montumun düğmelerini sonuna kadar kapattım ama içime işledi rüzgâr... Yalnızlığım martıların akşam yemeği telaşlarına öyle dalmış ki ben üşümüşüm donmuşum umrunda mı? “Kalk! İçeri girelim” diyorum da umru değil... Otursam mı kalsam mı? O “otur” diyor ... “İçerisi çok kalabalık, ben gelemem oraya... Bak burası tam bana göre...” “Yok ya; o kalabalıklara aldanma sen Yalnızlığım... İnan hepsinin olmasa da çoğunun yanında bir tane senden var! Yalnızlık çekmezsin” diyorum... Nereye gidersem gideyim çekecek olan benim... Ben seni hep çekeceğim Yalnızlığım!


2 yorum:

NAZAR dedi ki...

Kutalmış herkes sussun demiş ama ben yazmassan dilim şişer, hele de bu konuya...
Yalnızlık benim arkadaşımdır, kusura bakma.... Hemde çok yakınız, senden iyi olmasın beni hiç bırakamaz, herkes gider ama o hep benimle, biz de kimleri yolcu etmedikki.. kimlerin arkasından el sallamadıkki...
Gün batımlarının mistik bir anlamaı vardır. her sanki çok yakınını gurbete uğurlargi uğurlarız güneşi, ertesi gün geleceğini biliriz ama yinede bi hüzün kaplar.
Ürgüp te gün batımı turları düzenlenir, şarap eşliğinde gün batımı izlenir.
Ama oraya giderken yol arkadaşın önemlidir, öyle yalnızlığınla filan gidemezsin.
Gidersinde dönermisin sağsalim bilemem... HOŞÇAKAL

NAZLICA dedi ki...

Fotoğrafla birlikte harika bir yazı olmuş Şirinciğim. Ellerine sağlık. Doğuş gibi coşkulu olmadığı,bir tükenişin, ayrılığın habercisi olduğu için gün batımları bana hep hüzün verir. Sevgiler.