Perşembe, Nisan 12, 2007

Yollar...

Yazmak gerek, yazmak... Yoksa nasıl katlanılır bu haller içre duruma... Zaten yazmayacaksam eğer ne işim var benim burada?
Gidiyorum gündüz gece aynı Aşık Veysel gibi... O görmüş de uzun ince yolu, ben körmüşüm besbelli... Uzun ince bir yolda gittiğimi yeni fark ediyorum...
Yol... Yol mudur giden, ben miyim? Yol mudur götüren, getiren, getirmeyen... Ben mi giderim, dönerim ya da dönemem? “Yola çıkmak” vardır birde.... Yola çıkınca sanki her şey tamam gibidir... Gerisi yola kalmıştır...
Ben de yola çıktım... Baktım ötesini bana yol verdi ...
Oysa giderken hiç de yoldaşa gerek duymadım ki ben... “Yok” dedi... Ben yanına koyayım da sen gerekeni yaparsın” Yanımda bir genç kızla başladım yolculuğa... Kumral uzun saçlı, duru yüzlü, sanki bugünün genç kızlarından değil, şöyle yirmi yıl önceki halim gibiydi... Ben izin isteyip cam kenarındaki koltuğuma oturduğumda öyle bir gülümsedi ki... Bu kız gerçek mi dedim içimden... Dünya da karşısına çıkan her şeye tevekkül eden bir gülümseme sanki... benim telaşlı, yağmurlu, mutlu ve daha bilinmeyenli hallerime toplu bir gülümseme iyi geldi...
Başımı camdan dışarı dönüp kalakalacağımı sandığım yolculuğum bu güzel kızla konuşmalarla geçti durdu... Konuşmalar öyle konuşmalar değil ama... Arada konuşmaya “dur” demek gerekir diye düşündüğümde “hadi” dedi bir ses... “Seni buraya konuşasın bu kızla diye oturttum”... Eee “hikmetinden sual olmaz” derler ya... Emir büyük yerden... Ben de konuştum da konuştum... Kız da konuştu hem de konuşturdu beni... Bilmek öğrenmek ister gibiydi bir şeyler... Kafasında sorular biriktirmişti... sanki beni bekliyormuş bu soruları sormak için... Eh ben de yanıtladım işime gelenleri :)
Konusu “AŞK”tı konuşmamızın... Evren’in yaratılışından beri var olan hatta evrenin yaratılışının nedeni olan AŞK için konuşma yapmak bana mı kalmıştı? Kalmış ki demiş konuşmuşum efendim... Kime ne? Ben aşk’tan ne anlarım mı demeliyim? Ben anlamam, onlar anlar mı demeliyim? Yok yok hiçbirini ben dememeliyim... Demem de... Ben aşk’ı bilirim... Ben varsam aşk da var, yoksam da olacak... Ama aşk yoksa ben zaten yokum... Böylesi bir denklemi çözebilmişsem eğer ben de konuşum aşk’ı... Yetkiliyim bu konuda... Bu devirde acımasızca hor görülen aşkı savunmak bana kaldıysa kalsın...
Toplumun aşkı yok saydığı ve ilişkilerde parasal varlığın ön plana çıktığını bu yüzden “çevrem ne der” diye yoksul sevdiğini görmezden gelen bir kız vardı karşımda... Çok acıydı görüntü... Ama bırakın çevre denen kavramı daha aşkın bir tarafı olan kız dahi aşkını parasal olarak değerlendirse işte gelinen durum... Çok uğraştım; aşka öncelik tanıması için dil döktüm... Ama o öyle arkalara atmış ki besbelli aşkı beyninde bir türlü önlere çekemedim.. İnmem gereken durağa geldim ve indim... Kıza uğurlar olsun dedim...
“Ben bulmuşsam onlarda bulsun ne olur?” diye dua göndermekten başka çarem olmadığıyla yoluma devam ettim... Yolların en güzeliydi kalan yol! Ama bitti..
Dönmek gerek gidilen yolu eninde sonunda, gittiğin yer sana ait değilse... Yol bitmez ki konuk olana... Bir de geri dönüşler vardır... Kolay gidilen zor dönülen yollar... Zor yollar... Yol aynı yol... Giderken kolay, dönerken zor ki çok zor... Yarım dinlenmiş bir şarkı gibi yarım bir vedâ... Hep böyle kalsın... Hiç tam olmasın vedâlar.. Bu yarıma dayanmayan yürek tamlara hiç dayanmaz besbelli...
Dönüş yolu zor gelmez aslında... Eve döneceksiniz... ait olduğunuz yere... Ben de öyle... Ardımdan bir maşrapa su döken oldu mu bilmiyorum ama yağmur öyle güzel yağıyordu ki... Kaçlarca maşrapa? Yağmur toprağa yağıyordu yağmasına da ben de kendime yontuyordum arada :) “Su gibi git, su gibi gel yeniden!” demektir ya yolcunun ardından su dökmek... Ben üstüme pek alındım bu yağmuru...
Yola diktim gözlerimi... Yalnızca cama düşmüyordu damlalar, içerden de ıslandığımı farkettim...Ben fark edinceye kadar çok geç kalmıştım... Yanımdaki yaşlı teyzem bana bakmaktaydı merhametli bakışlarla... “Nereye gideyooon?” “E be teyzem! Sen nereye, ben oraya” Birden dikkatimi çekti şivesi... Nasıl da sevindirik oldum... “Nerelisin?” sözünü en son öğrenen bir İstanbullu olarak “nerelisiniz?” dedim... Ne kızarım bana böyle pat diye soranlardan... Şimdi ben yaptım bu densizliği... Başına sarmaladığı baş örtüsünün kenarını daha da bi sıkıştırarak bana baktı muzip muzip: “Denizli!” deyiverdi... Tam onikiden vurdum... doğru bilmişim... Aklıma hemen yıllarca önceki alt komşum Münevver teyze geldi... Ne severdim ben O’nu... Yalnız O’nu mu? Tüm gelen gidenlerini severdim... Hele ki bi yaşlı anneciği vardı ki gördüm mü ellerini öpe öpe bitiremezdim... Elinde bastonu, ayağında mesleri zor çıkardı merdivenlerden... Kedim Sarman O’nu görünce ne kadar yayılmış güneşlenmekteyse de ayağa kalkardı geldiğini görünce... Pek severlerdi birbirlerini... Kimselere pek selam sabah etmeyen Sarman ayaklarına dolanırdı teyzemin... Kızı Münevver teyzenin ise ödü kopardı Sarman’dan... Yaşlı annesi ise kızardı kızının bu tutumuna... Bana döner der ki... “Sen pek bi güzeeel edeyooon gızımmmmm... Bak bu hayvanceğizeee... Nasibini areyooo” derdi o güzelim Denizli şivesiyle... Hep O konuşsun, ben de dinliyeyim derdim... Bir şive bu kadar tatlı olur... Bu kadar dinlenesi olur... İşte dönüş yolumun yoldaşı bu kez Denizlili yaşlı teyzemdi... Bana destek oluyor besbelli :) Çok konuşmak istemedim, konuşamadım da yol boyunca... Camdan dışarı baktım durdum... Arada bir O’na döndüm baktım... O’nun gözü de bende... Her göz göze gelişimde “eğer istersen yasla başını omzuma” der gibi... Güven verdi bana.. Durduk bir ara... İniyorlar durakta... Teyzeme bir el değdi...”Hadi! İniyoruz!” dedi gençten bir çocuk... Torunuymuş meğer... “Yok!” dedi... Ben son durağa kadar gideyooom bu kızla... Gülmeler geldi bana da toruna da... Zor indi teyzem, sanki aklı bende kalmış gibi... Bana da zor geldi... Hep ayrılık... Hep hüzün... Ya ne olacaktı? Kadını alıp ta evime götürecektim...



Yahya Kemal’i andım... “Ankara’nın nesini seversiniz?” diye sormuşlar da... “İstanbul’a dönüşünü!” demiş şair... Ben de her İstanbul’a dönüş yolunda bu yanıtı verirdim her nereden dönüyorsam... Ankara değil; nerden olursa olsun fark etmezdi... İsterse cennet olsun gittiğim yer... Ben İstanbul’uma kavuşmak için her türlü gelmek için deliler gibi çabalardım... Yollar bitmezdi... Meğer insanın kendisini tanıması ne kadar zormuş... İstanbul’a ihanet mi ettim ne? Zor geldi bana dönüş... Çok zor... Hiç kendimi bi yerlerde bırakıp da dönmemiştim ki İstanbul’a...
Bir düşsel yolculuk muydu bu, gerçekten gittim mi? Gittiysem döndüm mü?Ben nerdeyim?

4 yorum:

NAZAR dedi ki...

Sahi!!! nerdesiN!!!
Gitmek mi zor kalmak mı?
B u soru hepimizin gündemindedir, Özelliklede birileri havadan bir sebeple terk etmişse, ve yıllar sonra "pardon" demişse, derse...
Ne yapmalı , ben daha zoru yaşadım sen yaşattın mı demeli. yoksa "açtım kollarımı buyur, ben zaten kapını arkasında senin zile basmanı bekliyordum" mu demeler...
Şirincim yine derinlere , uzaklaa dalmışsın... Bende senin gibi düşünüyorum Ankara için.. Her yeri gezeyim, göreyim, AMA ANKARADA YAŞAYAYIM İSTİYORUM...Çünkü "Ankara benim" çöplüğüm.. Ankarada kendimi güvende hissediyorum, Asılda değilim, tüm kötü olayları ankarada yaşadım ama, şairler ankara için ne derlerse desinler ben seviyorum, istanbulu gereyim gezeyim, imkamın olsa yılda bir kez olsun gideyim istiyorum ama o kadar..
not: 14 nisan da ANKARA YA bekliyoruz...

meinewelt dedi ki...

Selam Şirin Hanım,
Beni kader getirmedi.Kendim geldim.Ne var ne yok diye?Davete icabet gerek,biliyorsunuz.İyi ki de gelmişim.Güzel bir yazı dizisi okudum.Masal gibi.Yollar ve yolculuk mecazi anlamları ile ilgimi çeker.Gerçek anlamda gezmeyi sevmem.Yolculuk fobim bile var diyebilirim.Memleketime bile her zaman gitmiyorum.Anne-babam ve kardeşlerim ziyaretime sık sık geliyorler.Denizlili teyzeni ben de sevdim.Yaşlı ve buralı olsaydım daha da kendimden hissederdim galiba.Genç kıza sormadınız mı,nerelisiniz, diye.
Neyse güzel bir anlatım dilbilimsel ve anlambilimsel açıdan mükemmel.Duygularınıza ve kaleminize sağlık...
Sevgilerimle...
Yolcu1960

Adsız dedi ki...

fotoğrafı görünce camı silmeyi dahi düşündüm bi an..tabi bu resmin altında bişeyler olmalı diyede okudum-...kaldım
yazamadım ki;böyle yazıya ne yorumu yapılır..? derken arkadaşınız lafı zaten sağa sola vura vura ilk pragrafta yazıyı kopartmış resmen..bravo nazar hanım.
sevgili şirin o yağmura nasılda manalar yüklemişsin..yani ardından yağana..
yollar çözer adamı şirin,yollar ayrılıktır yaşlar indikçe gözünden,uzarda uzar yollar.yine çok güzel olmuş sğl.ktlmş

esintiler... dedi ki...

Nazar;
Ajan olduğun kesinlik kazanmaya başladı:)

Yolcu1960;
Yeniden gelişinize teşekkürler:)
Genç kızın da nereli olduğunu öğrendim:) Ama teyzemin nereli olduğunu daha çok vurgulamamım nedeni güzel şivesiydi.... Bu arada sizin de Denizlili olmanız hoş bir rastlantı:)

Kutalmış;
Sen "yollar çözer adamı" demişsin...Ben çözüldüm mü düğüm düğüm mü oldum bilmiyorum...