Pazartesi, Nisan 09, 2007

Yeni bir hafta!

Yeni bir hafta... Haftanın ilk günü... Hatta ilk saatleri... Herkes bin bir düşünce içinde başlar bu güne... Yapılacak işler listesi, sınavlar, görüşmeler, ödemeler, ödeyememeler, sıkıntılar, sevinçler... Bir de üstüne üstlük havalar... Ah havalar... Bir açar bir kapar... İçimizde dışımız da aynı havalara benzer bu ayda... Bir açar, bir kapar bu nisan ayında.. Bu hafta da bir nisan haftası olduğundan güneşli ve de bulutlu havalara hazır olmak gerek... Kâh bulutlanacağız, kâh güneş açacağız demek ki... Ben artık “ne olsa kabullenenler grubu”na girdim... Artık eski inadım yok yaşama karşı... Olmazsa olmazlarım kalmadı sanki... Olsa ne yazar ki bu yaşam karşısında.. Sanki ben “olmazsa olmaz” diyeceğim de beni mi takacak “yaşam” denen düzenek... Hafta bende böyle haller içinde başladı... E adamın işi gücü olmazsa oturur düşünürde düşünür... Ama öyle düşüne düşüne de düşünür olunmuyor...
Hani bazı evler vardır... Önünden geçip giderken hep perde arkasında ya da önünde birisi vardır.. Kadın ya da erkek fark etmez ama vardır böyle insanlar... Ben görürüm ya da hissederim... Yoldan geçenlere bakar gibidirler... Gibidirler ama aslında pek de bakmazlar bize onlar... Düşünürde düşünürler... Hele de yaşı kemâle erenlerden ise bu kişiler kimbilir nelere geçip gitmektedirler sokağa bakarlarken... Artık bir yerlere çıkıp gitmek gelmez
içlerinden ki yalnızca cam kenarında yıllarca sokağa bakmayı seçerler... Ne sabırdır bu duruş... Bir insan yıllarca eğer ayakları tutuyor, düşünüyor velhasıl yaşıyorsa nasıl bir saksı gibi durur cam kenarında hep aynı sokağa bakarak... Ürkütücü gelir bana... Sokağın görünüşü dünyanın en güzel görüntüsü de olsa ürkütücü... Aynı sokak... Günün değişik saatlerinde değişik ışıklarda görüntüsü değişse de... Sabah ezanında camiye koşanların, okul zilinde okula geç kalan çocukların, ardından işine geç kalan kızın yarı kurumuş saçlarla koştura koştura yürümesi midir görüntüyü farklı kılan? Her yaşanan an bir daha asla yaşanmaz ama bana böylesine sabit görüntüde kalmak dejavu duygumu katlar sürekli gibi gelir... Zaten yolda yürürken, otobüste giderken bile 20 milyon kişilik bu kentin sanki her bir bireyini eskiden tanır gibiyim... Bu daha dün doğmuş bir bebek bile olsa bana asla yabancı gelmez... Sanki o bebeği daha önceden kucağıma almış sevmişim gibi gelir... Dejavu yani... yaşanmış ana geri dönmek.. İşte cam önünde sabit kalanlardan olsam bu duygu ne kadar katlanır da artar acaba ben de? Üzerimde nasıl da bir yıpratıcı yorgunluk yaratır... Sürekli an’lara geri dönmek...
“Aynı kız, aynı ayakkabılarla yine işe geç kaldı!” “Aynı kız yine saçlarını tam kurutamadan evden çıkmak zorunda kaldı””Şu çocuk yalnızca uykucu annesinin yüzünden kaçtır okul müdürü tarafından okula geç kalmakla suçlandı okul müdürü tarafından....” “ Kaçtır bu yüzden kulağı çekildi okul müdürü tarafından” Ve ben kaç kez yeniden yeniden izledim sessizce bu görüntüleri... Onlarla o anı yaşadımı onlar hiç bilmeden... Çocuğun annesine hep kızdım, küfrettim çocuğunun kulağının çekilmesine neden olduğu için... Müdüre küfürlerin en okkalısını yolladım ne yalan söyleyeyim... Ah bu kıza ne demeli? “Bak saçını kurutmadan çıkma sokaklara, sinüzit olursun sonra!” desem ayıp mı olur?
Ayıp olur mu olmaz mı bilemem ama çok geç olur! O kız benim çünkü...
Ya işte yine bir sürü haller içinde başladı yeni bir hafta...
Haftanız güzel geçsin... Uğurlar getirsin hepimize !

8 yorum:

NAZAR dedi ki...

Günaydın;
Güneşli pazartesiler...
Bu filmle başlamıştı arkadaşlığımız. işsiz kalan insanların hikayesi.
Hayat öyle bir sistem kurmuşki, her şeye alışıyor insan. Aynı eve aynı sokağa, aynı şehire, aynı ülkeye.. Ben hep merak etmişimdir, Gemileri yakamk nasıl bir şey diye. Daha önce hayatında olan her şeyi terk etmek, sırt çantanı alıp gitmek ve bir daha dönmemek... Gittiğin yerde yaşama tutunmak... Sıfırdan bir hayat kurmak..........

Hangisi daha zor? Yıllarca aynı sokağa bakmakmı? Kabuğunu kırıp yeni bir hayata "merhaba" demek mi?
Sanırım aynı sokağa bakmayı tercih ediyoruz, her ne kadar durumdan memnun olmasakda...

esintiler... dedi ki...

"Güneşli Pazartesiler" di mi sana önerdiğim film... Javier Bardem'i de bu filmde sevmiştim ben "içimdeki deniz"den önce...
Şimdi flim pazartesi pazartesi nasıl da gözlerimim önüne geldi...
Yeniden izlemeliyim bugün filmi fırsatım olursa... Aslında iki filmin de ortak noktaları var yazının içinde tesadüf... Hiç de yazarken aklıma gelemdi ama bak konu konuyu açtı... "İçimdeki deniz" de sabitlikten çıkmak istedi kahramanızmız... Çıkınını alıp gitme savaşı verdi... Ve de kazandı savaşı bana göre...
Bu yorum filmlere oldu... Ama bu filmleri izleyenler yazıyla da ilişkilendirecektir kesin...
sağol Nazar... Yoruma yorum yazdırıyorsun ya:)

yolcu1960 dedi ki...

Merhaba Şirin Hanım,
Haftabaşı yeni günlerin başlangıcı,
belki de başka şeylerin...Eğer
yorumlarımı biraz izlediyseniz, açık sözlü olduğumu da anlamışsınızdır.Kırmadan ama içimden geldiği gibi..bu bazen beni ukela yansıtabilir, ama asla ukela değilimdir...şeffaf ve içten, hayatla ve kendimle barışık,bazen kavgacı,
bazen dalgacı.Ama hep gerçek.
Ben de son bir haftadır,
yorumlarınızdaki taşlamalardan, acaba bana da var mı diye düşünüyordum.Ama ilk kez geldiğinizi okuyunca gerçekten böyle düşündüğüm için bir garip oldum.Yanılmışım demek ki?Ve de sevindim...sizi tanımasam da dile hakimiyetinizi hep takdir etmişimdir.Sureyyam da bilir.
Bir tane bile olsa ortak noktamızın olması sevindirici,Süreyyam'ın karakedisine de teşekkürler.Güzel bir yoruma vesile olduğu için.Yine bir itiraf,Nazar'a c-boxa mesaj yazmaya gittim ve sizin şiirlerden daha muteber mesajınızı görünce çok üzülüp yazmadan döndüm.Oradaki yorumunuza da bir anlam verememiştim.Ve üstünde durmadım.Çünkü şiir yarışması değil sonuçta ve benim amacım örgü-dantel ve yemek bloglarının süslenmesi şiirlerle...Şiir blogları zaten yapıyorlar.Kendimce o konuda sevindirici buluyorum.Benim arkadaşlarım seve seve katıldılar.Bir günde 30 şiirin okunması,30 yemeğe boş boş bakılmasından daha iyidir...Hepimiz evde yemek yapıyoruz zaten,ama şiir yazmıyoruz...
İlk yoruma göre biraz uzun oldu sanırım..kusura bakmayın!
Sevgilerle!

esintiler... dedi ki...

yolcu1960;
Şaşkınlık içindeyim!
siz sanırım beni çok ama çook yanlış anlamışsınız:( Ben şiirlere karşı çıkmadım ki hiç bir zaman... zaten böyle bir tavrı benden beklemek abesle iştigâl olur... Ben şiirle doğmuş bir insanım... sanatın her dalına konmuş bir ebeveynden oluşmuş bir kişiyim... Hücrelerimde var şiir... Burada benim hâlâ anlayamadığım büyük bir yanlış anlaşılma var... Bulmaca gibi bir yorum olmuş... tek ortak noktamız Süreyya'nın balkonundaki kedicikler değilidir... Bundan eminim:) Zaman beni haklı çıkaracak bundan hiç kuşkum yok!

sureyyam dedi ki...

ve ben...sonbahardı sanırım.. yürüyüşe çıktık bodrumda kardeşim ve iki kızı ile.. hafif bir terkedişliğin verdiği sessizlik sarı sarı yapraklar...tek tük göze görünen insanlar.. dingin deniz...hafif bir rüzgar...ve dedim ki.. tamam ben tayin istiyeceğim bve buraya yerleşeceğim..aklımda yoktu inan.. bir anda...karar verdim.. dönüşte dilekçemi verdim..zor ama anlık bir karardı...) iyiki gelmişim diyorum...yav ben kendimi seviyorum be şirinem.))) sevgilerimle .. yine döktürmüşsün..imreniyorum çok zaman.. ben ciddi yazamıyorum yazarken birden bir bakıyorum araya iki muzip kelime girmiş..gidin diyorum gitmiyorlar...) ee sureyyamca bir tarz bu...seninki de şirince...) seviyorum bunu... sevgi ile kal...cancağızım..

esintiler... dedi ki...

Beni besleyen yazdıran kaynaklarım var Kutalmış;
Bunları yazana değil de yazdırana bak sen!Blogunu açarsan seni de yazdıran olur umarım:)

Süreyyacığın;
Keşke senin kadar cesaret ben de olsa Süreyyam! Belki de bulaşır sana benden... Yaşadığın yerden başka bir yere göç edebilmek büyük adım...
Şu yazı yazma konusundaki gösterdiğin alçakgönüllüğü fazla abartmasan diyorum... İnsanoğlu bu; şaşırırda inanırlar sana... eğer yazamayanlardan isen çok kişinin yazmak ne söz klavyenin yakınından geçmemesi gerek.. Bence sen yazıyorsun hem de bal gibi yazıyorsun:)şu ağlatırken insanı güldüremelerin yok mu? Bunun sırrı da çözüldü sonunda... hani "gülüşüm geldi" başlıklı yazındaki konu! Sen en ciddi ortamlarda bile insanların gerginliğine asla katlanamayan bir kişilikmişsin öteden beri... Bu da yazılarını farklı kılan en büyük özellğin ... Taklit edilmesi olanaksız bir tat... Biz bu tadın değerini biliyoruz... Lütfen sen de daha fazla alçak gönüllü davranma! Gerçek sanırlar:)

sureyyam dedi ki...

Ah ah.))) ben bu coşku ile neler yazarım neler güzellik.))ne kadar yüreklendirdin..teşekkürler..
Senin yazmaların.. şiirsel..gözlem şrinisin sen..kelimeler öyle bir sıralanıyor ki.. aa bu fazladan yazılmış diyemiyorsun..olması gerektiği kadar tek kelime atlamadan okunması gerek..sevdiğim kitapları okurkende bunu yaparım ben...oradaki duyguyu mutlak hissetmeliyim..bugun ne yazmış diye koşarak geliyorum...hocamm bugun konumuz nedir....)) baktımda yazı hazır..maşallah...keyiflendim okumak için sabırsızlanıyorum.. femin elektrikler gitti..hadi dedim bakla ayıklıyayım.. yoksa geçiştirme bir yemek olacakdı...) zavallı baklalar limonlu suyun içinde boğuluyorlar...beklesinler birazdan.. da diii da diii diye ambulans kıvamında gider onları spğan dereotu şeker..tuz...yağ ile buluşturur...son durak midemde mayışır kalırlar....) coşturdun parmaklarıma hakim olamıyorum ama midem galip geliyor.. tamamm son yazını tatlı olarak alacağım....)mucks. sevgiler Şirinim

esintiler... dedi ki...

Sen hiç altta kalmayacak mısn ya Süreyya!
Sen iyi değil, çok iyi yazıyorsun... Ben güzel yazıyorsam bunda senin de payın vardır emin ol! Beni güzel düşündüren güldürerken ağlatan başka kim var senden başka... Beynimim elektrik aksanını etkiliyor yazmaları.. E ben de başlıyor haliyle yazmalar...
Sen çok yaşa Süreyya:)