Cuma, Kasım 17, 2006

Karides


Hava güzel ya gezmeden tozmadan durulmuyor bugünlerde... Süreyya da dedi ya artık olumlu düşünelim, iyimser olalım... Bana da bulaştı bu iyi düşünmek... Demek ki iyi bir şeylerde bulaşıcı oluyormuş... Vurdum ayaklarımı yollara... Balıkçı tezgâhında görür görmez atıldım... Karides... Ah karides... Karidesi bilen bilir... Meraklısı bilir... İstanbullu olan daha da iyi bilir...Çocukluğumun çereziydi karides...
Daha "basın plajı" yapılmamıştı... Biz de doğal olarak en yakın plaj olan Haylayf Plajına giderdik... Rastlantı bu ya! Anneannemin müzmün bekâr ağabeyi, annemin dayısı dolayısıyla benim de büyük dayım bir kamp işletmekteydi tam da plajın bitişiğinde... Eskiden İstanbullular öyle güneye müneye gitmezlerdi... İstanbul'un tüm deniz kenarları sayfiye idi nerdeyse... Neyse... Biz haylayf yerine büyükdayının yerine gitmeyi isterdik çocukça... E benim derdim başka... Annem ve arkadaşları güneşlenirken biz tüm çocuklar elimde kulübeden bulduğumuz tel kepçe karides yakalardık... Haylayf Plajı'na bir köprüden girilirdi... Küçükçekmece Gölü ile denizin birleştiği su yolunun üzerinde idi köprü... İnanın hiç boş çıkarmadım kepçemi sudan... Her bir daldırışta onlarca karides tutuyordum... Doğru dayıya götürürdük... O da karidesleri sirkeli suda haşlar elimize verirdi... Çıtır da çıtır çekirdek gibi yerdik... Aman aman ne lezzettir o! İşte bugün sanki yıllar yıllar öncesine gittim... Neleri kaybettiğimizi gördüm hüzünle... Balıkçının tezgâhının başında durup da karidese garip garip bakan insanları gördüm... Bir de suratlarını buruşturmalarını... Bizim yediğimiz şeylere tiksinerek bakmak sanki bana hakaret gibi geliyor... Madem ki İstanbul'a geldin... Ben İstanbul'a taşınan tüm kültürlerin güzel yanlarını yanıma almak isterken gelenlerden de biraz saygı istemem çok mu?

2 yorum:

sezgihan dedi ki...

merhaba;trenler benim en sevdiğim seyehat ederken en çok keyif aldığım, düdüğünden, bir türlü açılmayan kalpılarına,istasyonlarına,vagonlarına ve has kokusuna hep özlemliyim.fakat; sizin de dediğiniz gibi bu şehirde bir çok şeyde olduğu gibi, ne trenlerde, ne de o güzel istasyonlarda pek hava kalmadı.ilgisizlikten,bakımsızlıktan dökülmekte herşey.ve bu hattın pek fazla zamanı kalmadı.kısa zamanda kaldırılacağını duydum,bir resterasyon söz konusu,fakat bu ülkede herşey olabilir.her tarafı asfaltlayan,dünyanın en pahalı benzininden en iyi vergiyi kazanan,rantçısının,hırlısının,hırsızının bu kadar bol olduğu bir ülkede demiryolu kimin neyine.bekleyelim görelim."trenlerde güvenlik ve şehir de güvenlik" dediğiniz gibi pek iyi sayılmaz.resimlerde vagon ve makinist camlarını gördünüz,taşlayıp kırmışlar.bunlar daha iyi günlerimiz diye düşünüyorum.çok değil yirmi yıl evvel ve onun biraz daha öncesi,plaja girmek için sabahın erken saatlerinde,güneş plajının önünde sıraya giren istanbul insanı çok çabuk unuttu oraları.ne haylayf,ne güneş plajı,ne de kanal da balık kaldı,sizin anlattığınız karidesler,tarih oldular çoktan.şimdi de çevre düzenlemesi adına,küçük tahta iskelerin olduğu,sandalların sıra sıra dizildiği o güzelim kumsalı kayalarla,molozlarla,betonlarla doldurdular.ne güzel bir kumsal,ne güzel bir kumluktu orası.istasyonun ,alt geçidinin orada ki midye dolmacılarını ne kadar özlediğimi anlatamam,okuldan kaçıp menekşe plajına yüzmeye gittiğimizde,en favori menümüz,simit,midye dolma ve süt mısırdı.emanetçilerden,mayo,palet,gözlük vesaire kiralanır,atatürk köşkünün altına midye toplamaya giderdik.gerçekten anlatmakla bitmeyecek anıların gizli olduğu harika bir yerdir orası.ama o zamanları yaşayanlar çok daha iyi anlayacak ve her geçen gün daha da özlem duyulacaktır.sevgilerimle..

sirin dedi ki...

Öyle güzel toparlayıp yazmışsınız ki herşeyi... Aklına yüreğine sağlık Sezgihan! Menekşe sahilleri dedinde can evimden vurdun beni! Yazmalyım bu konu hakkında... Bana çok acı verse de dokunsa da yaşadıklarımı yok olanları bildirmek adına yazmak gerek!