Pazar, Ağustos 16, 2009

Aşk meşk... Bunlar hassas konular Pazarcığım...

Pek değerli pazar sabahım;
Yine seninle başbaşa haftalık olağan görüşmemizi yapmaktayız.
Bu sabah yine güzel kalktım yatağımdan sayende. Sende ne varsa var bana iyi gelen. Sanki dünyanın tüm çöpünü alıp evrenin sonsuzluğuna atıyorsun sabah saatlerinde. Hiç bir gün sana benzemiyor bu yüzden. Diğer hiç bir gün sana benzemediği için zaten bende seni seviyorum ya. Sevmek böyle bir şey mi acaba? Diğerlerinden farklı olduğu için mi oncasının, milyoncasının içinden birini sever insan. Ya da insan kendini mi kandırır sevdiğinin diğerlerinden farklı olduğunu konusunda.
Ya sevgili pazarım, işte böyle. Başımı kitaplardan kağıtlardan kaldıramıyoum ne zamandır. Biri kulağıma fılıdamıştı bi keresinde. Nietszche demiş ya "aşk yok" diye. O da bana öyle dedi: "Aşk maşk yok. Nietcszche öyle diyor."
Bende yine Nietszche'nin bakış açısından yola çıkıp araştırmaya koyuldum. Çünkü Nietzche der ki: "Herşeye kuşkuyla yaklaşırım" Eee akıllı adam. Bilimin temeli de kuşku değil mi. Kuşkuculuk olmasaydı şu dünya bir adım ileri gider miydi. Ya da daha kuşkucu bir topluluk olsaydık biz Türkler şu anda dünyadaki yerimiz nerde olurdu? Tamam pazarcığım konu yine genelleşti farkındayım. Dönelim konumuza.
İşte bu aşk maşk yok felsefesi beni oldukça derinden etkiledi. Öyle tokat gibi çarptı ki yüzüme. Ben bunca yıl (ne bunca yılı), bir ömür koskoca bir yalana mı inandım durdum. Kendimi geçmişin yarının ya da geleceğin insanı diye adlandıramıyorum. Bugün ben varsam varım. Bugünün insan varlığı olarak düşünüyor ve yaşıyorum her ne yaşarsam. Yaşamın bana deneyim diye sunduğu herşeyi kendimce yaşadım ve olabildiğince taşıyıp ağırlığı altında ezilmemeye çabaladım bugüne kadar. Arada bir kendimi halterci sandığım da olmadı değil ama yine de yaşıyorsam eğer kaldırabiliyorum bana verilen yükü. Zaten kaldırmayı beceremezsen diskalifiye oluyorsun. Burada yine Nietzcshe'nin bir sözünü girmek istiyorum:"Beni öldürmeyen güçlendirir!"
Demem o ki... Ben yaşadıkça güçlendim. Köklerim daha bir sıkı tutundu toprağa fırtınalara karşı durunca. İklimine uyum sağladım bana sunulan hayatın.
Kimseye adil değildir aslında şu yaşam dediğimiz bilmece. Ne varlıkla ne yoklukla ölçülür adalet dediğimiz. Varsıllıklar içinde dünyayı gözlerini açan bebek gün gelir isyan eder hayata. Bir çadırda yoksulluklar içinde emecek meme bile bulamayan bebek de gün gelir şükreder haline.
Neye acıktığımız neyi arzuladığımız o kadar farklı ve çok ki.
Bir ortak nokta var bence insanı birleştiren: o da aşk! "Yok" denilen, ya da yok farzedilmeye çalışılan. Ne "var" diyenin kör kör saplanıp düştüm peşine; ne de "yok "diyene inandım. Evet aşk bir inanç sistemi. İnançlar nasıl hassastır tartışılmaz ise, isteyen istediğine inanmakta hatta inanmamakta da özgür ise, bıraksınlar insanları rahat. Aşk'a ve varlığına inanan dilediğince inansın. "Yok" diyene de eywallah saygı duymalı.
Ben hangi noktayım dersen sevgili pazarım?
İnan bugünlerde çok ama çok karışığım.
Aşk tek midir, çift midir'e takıldım.
Burada aşktan bahsettiğimiz insansal aşk elbette... Aşkın bir kimyası var. Ve bu kimyasal olay tek başına oluşmuyor bence. Aşık bu kimyasal olayı simyasal bir halde çok değerli yapıyor fikrimce.
Tek tek basaraktan yaşanan, aşk olmaktan çıkıyor. Koskoca bir saplantın oluyor beyninde taşıdığın. Kendince bir çeşit mazoşist duygularla acı çekmek. İnsanın kendine bunca ağır gelen bir olguyu taşıması büyük haksızlıklık. Varsa böyle bir durum, hemen yapmalı bir açık oturum.
Şimdilerde böyle ince bir çizginin üstünde yürümekteyim kendi yolumda... Çizginin ne sağına ne soluna geçebiliryorum. Mecburi istikâmet! Yola biraz daha devam ettiğimde işaretlere ve işaretçilere dikkat etmem gerekiyor diye düşünüyorum.
Bu konunun takipçisiyim, sürecek...
Bu sabah sana diyebileceklerim bu kadar Pazarcığım...

4 yorum:

Tijen dedi ki...

"Ah minel aşk" derdi eski bir zamanda, bir sevgili. O geldi şimdi aklıma.

şirin'den esintiler... dedi ki...

Neden O geldi acaba AŞK denince ;)
Sevgiyle kalın Tijen...

owl dedi ki...

aşk eşittir acı çekmek bence... başka tanımı yok aşkın, öyle güllük gülüstanlık olan şey ise sevgi. ben bunu kabullendim otuz yaşımdan sonra, doğrumu yaptım oda bilinmez ama...

şirin'den esintiler... dedi ki...

Otuz yaş ne ki allasen. Dur daha ne tanımlamalar yapacaksın ve yapacaklar... Aşk acı çekmek ise de acı da vazgeçilmez bir tattır! Tatlı olsaydı aşk içini bayardı insanın:))